Güneş Söğütlüoğlu / Ortak, Vergi Hizmetleri
Çoğu zaman vergi konusu birçok işletmede gösterilmesi gereken ilgiden uzak, bilinmek ve görülmek dahi istenmemiş, tozlanmış haliyle terkedilmiştir. Verginin gelir tablosundaki yeri dahi esasında bu yaklaşımın tam tersi olması gerektiğini işaret eder konumdadır. Net gelirden önceki son kalem. Bir başka anlatımla en önemli konu en sona bırakılmış; net gelire etkisi yüzde yüz olması bakımından işletmelerin sonuç hesaplarında yerini almıştır. Uygulamada baktığımızda vergi konusuna önem veren birçok şirket rakiplerine göre rekabet farklılığı yaratabilmektedir. Buradaki rekabet farklılığını yaratmak için ise eskiden beri ülkemizde bir sorun haline gelmiş açıktan işlemler haricinde yasal yollarla kanuna uygun vergi planlamasından bahsetmekteyiz.
Örnek vermek gerekirse, şirket satışları sırasında da sıkça karşılaşılan ve sorun yaratan vergisel riskler çoğu zaman satıcılar tarafından önemsiz gibi gösterilmekte, öte yandan yabancı kurumsal yatırımcılar açısından “deal breaker” denilen ve işlemin sürecini tamamlanmadan sona erdiren konuların en başında gelmektedir. Piyasada karşılaşılan başlıca vergi riskleri aşağıdaki ana başlıklar halinde gruplanabilir:
● Transfer fiyatlaması ve örtülü sermaye yoluyla kazanç aktarımı
● Muafiyet ve istisnaların uygulamasında karşılaşılan farklı görüşler
● Satışlarda ve ücretlerde açıktan işlemler
● Yanıltıcı belgeler ve işle ilgili olmayan giderler yoluyla maliyet arttırımı
● KDV ve ÖTV planlaması amacıyla ilişkili şirketler arasında yapılanma ve faturalaşma
● Sözleşmeler üzerinden hesaplanması gereken damga vergisinin ödenmemesi
● Gelir ve gider tahakkuklarında kaymalar
● Maliyet, amortisman ve değerlemelerde hatalar
● Stopaj uygulamalarında yanlışlıklar
● Vergi oranlarında, matrah hesaplamalarında, indirim ve ilavelerde hatalar
Bu risklerin bir kısmı hatalardan, diğer bir kısmı vergileme konusunda tartışmalı uygulamalardan ve önemli bir kısmı da kanuna aykırı kasıtlı yanlışlardan kaynaklanmaktadır. Yerli yatırımcılar her ne kadar bazı riskleri bilseler dahi rakamsal olarak yaratabileceği olumsuz etkilerin boyutları konusunda yeterli bilgiye sahip değiller. Hatta bu risklerin bir kısmı hakkında hiçbir bilginin olmadığı durumlarla da karşılaşılmaktadır. Buna karşılık özellikle “corporate governance-kurumsal yönetişim” denilen şirket yönetim ve sorumluluklarının ağır yaptırımlarla düzenlendiği ve takip edildiği ülkelerde merkezleri olan çok uluslu şirketlerin karar mekanizmalarındaki profesyoneller bu çeşit risklere temkinle yaklaşmakta ve kendilerini güvende hissetmedikleri anda ticari anlamda başarılı olabilecek bir satın alma, birleşme hatta kredi işleminden dahi ivedilikle uzaklaşmaktadırlar. Dolayısıyla, yerli yatırımcıların bu sürece hazırlıklı olmaları kendi çıkarları açısından kritik önem taşımaktadır.
Riskler haricinde bir diğer konu ise özellikle nakit akışının en önemli hale geldiği günümüzde kanuni yollarla yapılacak vergi planlamasının çoğu zaman ihmal edilmesi ya da sadece kulaktan duyma bilgilere dayanarak hareket edilmesidir. Nakit akışını doğrudan etkileyebilecek fırsatlar ve gözden geçirilmesi gereken uygulamalar iyi bir vergi planlaması için aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
● Mevzuatımızda oldukça dağınık halde olan ve özel kanunlarla düzenlenen teşvikler
● Çeşitli kanunlarda yer alan muafiyet ve istisna uygulamaları
● İleriki yıllarda vergi kalkanı yaratacak mali zararların etkin kullanımı
● Vergi iadelerinin zamanında ve doğru olarak alınması
● Vergi konsolidasyon müessesesinin eksikliğinde grup şirketlerinin yapılanması
● Ortaklık yapısının kar dağıtımı ve vergilendirilmesine etkileri
● Fazla ve yersiz ödenen vergiler
● Finansman yöntemlerinin seçimi ve uygulaması
Aynı örneğe devam edersek, şirket satış sürecinde de fırsatların belirlenmesi her zaman için kötü haber olarak satıcılar tarafından öne sürülen riskleri dengelemek, madalyonun diğer yüzünü göstermek açısından kullanılabilir. Zira riskler her zaman anlaşmayı tamamen bozmayabilir ancak sorumlulukların belirlenilmesi ve üstlenilmesinde, gerekli tedbirlerin alınmasını ya da kimi zaman doğrudan fiyatı azaltıcı yönde etki edebilir. Doğal olarak, fırsatların belirlenmediği durumlarda taraflar arasındaki güç dengesi satıcı aleyhine değişmektedir.
Vergisel risk ve fırsat analizi işletmelerin alım/satım gibi sadece herhangi bir özel durum öncesinde ya da ekonomik kriz sırasında dikkate alması gereken bir çalışma olmayıp normal şartlar altında da iş hayatının seyrinde hassasiyet göstermeleri gereken bir konudur.
Elbetteki yukarda belirttiğimiz riskler ve fırsatların her bir işletme için ayrı ayrı analiz edilmesi ve gerekli hareket tarzının belirlenmesi gerekmektedir. Riskleri ve fırsatları belirleyebilmek için öncelikle uygulamalar gözden geçirilmelidir. Sonuçta ulaşılacak noktada ise işletmenin
halen ne durumda olduğu, istenmeyen durumlarla karşılaşıldığında neler olabileceği ve daha iyiye ulaşabilmek açısından ise neler yapılması gerektiği profesyonel bir bakış açısıyla incelenerek ortaya konulmalıdır. Tecrübelerimizle sabit olarak gönül rahatlığıyla söylemek gerekirse vergi konusuna gerekli önemin verilmesinin maliyeti ihmalinin yanında değersiz kalacak ve bu sayede ortaya konulacak fırsatların getirisi de hiç beklenmedik etkiler yaratacaktır.
Kaynak: Deloitte Times