Zeki Kurtçu - Deloitte Türkiye Vergi Hizmetleri Sorumlu Ortağı
2006 yılında Kurumlar Vergisi çalışmaları tamamlanıp, Gelir Vergisi Kanunu üzerindeki çalışmalar başlatıldığında, Prof. Peter Birch Sorensen’de vergi konseyindeki toplantılara katılmış ve bazı sunumlar yapmıştı.
Bazı çalışma grup toplantılarına katıldığım sırada kendisi ile tanışıp fikir alışverişi yapma imkanım oldu.
Kendisi bizim sistemimizi incelediğinde şu tespiti yapmış idi. “Siz dört kategori tespit etmişsiniz (% 0 oranlı, %10 oranlı sermaye kazançları vergilemesi ile ücretler tarifesi ve genel tarife). Ben olsam sabit oranı menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarına uygularım, ücret ve faaliyet kazançlarına da üniter (ve artan oranlı) bir vergi sistemi uygularım.
Sermaye kazançlarına uygularım dediği sabit oranın %20 olması aklından geçiyordu. Bu oranın kurumlar vergisi oranı ile eşit veya yakın bir oran olması gerektiğini ifade etti. Zira, aksi takdirde mükellefiyetler arasında avantaj arama motifli geçişler olabilecekti.
Bu tespit ve görüşlerin arkasında, gelirleri faaliyet ve sermaye gelirleri olarak ayırarak sermaye gelirlerini sabit bir oranda vergilendirme gereksinimi yatıyor. Aksi takdirde sermaye araçlarına ve gayrimenkullere yatırılan kaynaklar uzun süre hareketsiz kalıp ekonomik faaliyetin dışında kalmakta ve mal ve hizmet üretimine katkı sağlamamaktadır. Sistemi destekleyen akademik görüş budur.
Gelişmekte olan ekonomilerde vergi sistemleri üzerinde, IMF için çok değerli çalışmalar yapan bu bilim adamı şunu da eklemeden geçemiyor. ”Türkiye daha modern bir vergi sistemine ilerlemek istiyorsa yapılması gereken şey; bütün mükelleflerin beyanname verme usulüne geçmesidir.”
Diğer bir ünlü bilim adamı, Nobel ödüllü ABD’li İktisatçı Prof. Joseph Stiglitz, Haziran ayında İspanya’da yayınlanan bir gazetede yer alan makalesinde, “Sermaye kazançlarının daha fazla vergilendirilmesi gerekir” tespitini yapıyordu.
Prof. Stiglitz makalesinde aşağıdaki tespitleri yapıyordu:
“Eğer ekonomik büyümenin, emlak veya finansal spekülasyona değil bilimsel ve teknolojik ilerlemeye dayanması isteniyorsa, mali sistemlerin yeniden ayarlanması gerekir.”
“Dünyanın yeni büyüme kaynaklarını düşünmesi gerekir. ..Wall Street gazinolarında bahis oynayarak gelir sağlayanlar, başka yollardan para kazananlara göre neden daha düşük vergi ödüyor? Sermaye kazançlarından en az normal gelirler kadar vergi alınmalı. Ek olarak gaz ve petrol şirketlerinin olağanüstü kazançlarından da vergi alınmalı.”
Dünyanın şu anda içine girmekte olduğu ekonomik düzlemde yukarıda yapılan çarpıcı tespitlere kayıtsız kalmak, günümüz ekonomistleri ve kamu maliyecileri bakımından herhalde zor olacaktır.
Konuya Türkiye özelinde bakıldığında durum biraz daha zor ve karışıktır. Böyle bir konuda karar almadan önce ekonomik sonuçları çok iyi düşünülmeli ve tercihan orta vadeli bir geçiş planı ile dual sisteme geçilmelidir. Dual sistem geniş bir beyannameli sistem ile desteklenmelidir. 20 yıldır uygulanan mevcut düşük vergili sermaye kazançları sistemini bir anda terk etmek de mümkün değildir. Aksi takdirde mali milat uygulamasındaki gibi bir bozgun ve arkasından gelen kriz durumuyla karşılaşabiliriz.
Yukarıda yapılan tespitlerde “Olağanüstü Kazanç” ve Spekülatif Kazanç” gibi kavramlar üzerinde durulmaktadır. Bunların herkesçe kabul edilebilir tanımlara ulaştırılması için OECD ve Birleşmiş Milletler Vergileme Gruplarında uzmanlarca gerekli tartışma ve çalışmaların yapılması gerekir.
Bu yazımda çok değerli iki bilim adamının sermaye kazançları üzerinde Türkiye’de ve Dünya’daki uygulama önerilerini paylaşmak istedim.
Özellikle de Prof. Stiglitz’in, adeta haykırış nitelikteki çağrısı insana bir dönemin kapanmakta olduğunu hissettirmektedir. Zira küresel sermaye, teknolojik gelişmeler ve gelişmiş borsalarla klasik iktisatçılar döneminde öngörülemeyen bir birlikte hareket etme kabiliyeti kazanmıştır. Bu yetenek egzersiz edildiğinde petrol ve emtia borsalarında oluşan inanılmaz hareketlere hep birlikte şahit olduk.
Dünya borsalarındaki gelişmeler sonucunda serbest kalan likiditenin organize bir şekilde belli malların fiyatlarını kontrol edilemez şekilde yükseltebildiğini izledik.
Global sermaye bu yeteneğini(!) bu son gelişmelerde somut olarak gördü, uyguladı.
Galiba kısa bir süre sonra artık “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyemeyeceğiz.