Numara : 17
Tarih : 16.3.2005
VERGİ  SİRKÜLERİ
NO: 2005/17
 
KONU
 
Vergi Enflasyon Düzeltmesi ve Türk Ticaret Kanununun Kâr Dağıtımı, Yedek Akçe Ayırımı ve Teknik İflas Düzenlemelerine İlişkin Belirsizlikler
 
 
Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanun ile değişik Mükerrer 298 inci maddesi ile aynı Kanun ile Vergi Usul Kanununa eklenen Geçici 25 inci madde hükümleri çerçevesinde yapılan enflasyon düzeltmesi Türk Ticaret Kanununun düzenlediği kâr dağıtımı, yedek akçe ayırımı ve teknik iflas olarak bilinen konularda bazı belirsizlikler yaratmıştır.

Ülkemizde enflasyon düzeltmesi, ilk önce SPK mevzuatına tabi halka açık şirketler bakımından 2003 yılı işlemlerinden başlamak üzere uygulamaya konulmuştur. Daha sonra Maliye Bakanlığı 5024 sayılı Kanun ile 1.1.2004 tarihinden başlamak üzere vergiye tabi matrahların tespitinde enflasyon düzeltmesi uygulamasını yürürlüğe koymuştur.

Vergi enflasyon düzeltmesi kapsamında öncelikle cari yıl enflasyon düzletmesine başlangıç oluşturmak üzere 31.12.2003 tarihli
bilançoların düzeltilmesi işlemi yapılmıştır. Bu düzeltme işlemi sonunda, düzeltilmemiş bilançolara göre farklı bir geçmiş yıl kâr/zararı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte başlangıç düzeltmesi işlemi 2003 yılı bakımından herhangi bir vergisel sonuç yaratmamıştır. Daha sonra, başlangıç olarak 31.12.2003 düzeltilmiş bilançolardaki parasal olmayan kalemlerin esas alındığı 2004 yılı düzeltmesi yapılmıştır.

Gerek 31.12.2003 başlangıç düzeltmesi gerekse bunun üzerine inşa edilen 2004 cari yıl düzeltmesi aşağıdaki konularda Türk Ticaret Kanunu düzenlemelerinin nasıl uygulanacağına ilişkin belirsizlik yaratmıştır.

1.      Enflasyon Düzeltmesi Yapılan Dönemde Hangi Kârın Dağıtıma Konu Edileceği
Bilindiği gibi şirketlerin kâr dağıtımı Türk Ticaret Kanununda (TTK) belirlenen esaslar çerçevesinde yapılır. TTK bilanço kalemlerinin değerlemesine ilişkin olarak kendine özgü esaslara sahip olmakla birlikte uygulamada dağıtılacak kârın tespiti hiçbir zaman bu esaslara göre yapılmamıştır. Bu nedenle, hissedarların yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklanan münferit konuların dışında şimdiye kadar TTK mevzuatına göre kâr tespitine yönelik bir içtihat oluşmamıştır. Halka açık şirketler SPK mevzuatına göre belirlenen kârlarını yine SPK’nın düzenlemelerinde öngörülen çerçevede dağıtıma konu etmişlerdir. Halka açık olmayan şirketler ise tek düzen hesap planı ve buna bağlı olarak Maliye Bakanlığının yayımlamış olduğu muhasebe sistemi uygulama genel tebliğlerinde belirlenen esaslar çerçevesinde kârlarını tespit etmişler ve bu şekilde tespit edilen kârlarının vergi mevzuatına uyumunu sağladıktan sonra vergi matrahlarını oluşturmuşlardır.

Enflasyon düzeltmesinin yapıldığı dönemlerde halka açık şirketler tek düzen hesap planına göre  belirlenen kâr (tarihi maliyet esasına göre düzenlenen mali tablolardaki kâr) ile SPK’nın enflasyon düzeltmesi esaslarına göre hesaplanan kârı karşılaştırmakta ve daha düşük olan kârı dağıtıma konu etmektedirler. Bu uygulamada tarihi maliyet esasına göre düzenlenen mali tablolardaki kâr VUK Mükerrer Madde 298 çerçevesinde yapılan enflasyon düzeltmesinin sonuçlarını da yansıtmaktadır. Bilindiği gibi vergi enflasyon düzeltmesi, muhasebe sistemi uygulama genel tebliğleri ile genel kabul görmüş muhasebe prensiplerinden birisi olarak yerini bulmuştur. SPK’nın enflasyon düzeltme esasları ile VUK’un enflasyon düzeltme esasları bazı durumlarda kayda değer farklılıklar gösterebilmektedir. Dolayısıyla, yukarıda yer verilen halka açık şirketlere ilişkin kâr dağıtım esası, VUK enflasyon düzeltmesine göre belirlenen kâr ile SPK enflasyon düzeltmesine göre belirlenen karın karşılaştırılması ve daha düşük olan kârın dağıtıma konu edilmesi şeklinde uygulanmak durumundadır.

Halka açık olmayan şirketler bakımından kâr dağıtımında ise aşağıda açıklayacağımız üzere bize göre VUK enflasyon düzeltmesine göre tespit edilen kâr esas alınmalıdır. Bununla birlikte, VUK enflasyon düzeltmesinin vergi matrahının tespitine yönelik bir değerleme hükmü olduğu, bu nedenle TTK çerçevesinde dağıtıma konu kârın tespitinde dikkate alınamayacağının ileri sürülmesi mümkündür. Ancak, gerek TTK’nın değerleme prensiplerine göre kâr tespitine yönelik bir içtihadın ve yerleşik bir düzenlemenin bulunmaması gerekse VUK enflasyon düzeltmesinin muhasebe sistemi uygulama genel tebliğleri ile genel kabul görmüş muhasebe prensiplerinden sayılması bizce bu görüşün kabulüne imkan vermemektedir.

TTK çerçevesindeki kârın nasıl belirleneceğine yönelik düzenleme yapma yetkisi Sanayi ve Ticaret Bakanlığında olmakla birlikte şimdiye kadar bu yönde herhangi bir düzenleme yapılmamış, envanter ve bilançoların ticari esaslar gereğince düzenlenmesi prensibi kabul edilmiştir. Ticari esaslar gereğince bilançoların düzenlenmesi ise genel kabul gören muhasebe ve bilanço ilkelerine göre envanter ve bilançoların düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Enflasyon düzeltmesi genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden olduğuna göre TTK bakımından esas alınacak kâr da bu şekilde belirlenen kâr olmalıdır.

Diğer yandan, VUK enflasyon düzeltmesiyle birlikte yeniden değerleme gibi müesseselerin yürürlükten kalkmış olması, artık enflasyon düzeltmesi önceki esaslara göre kâr tespitini de imkansız kılmaktadır. 2004 ve sonraki dönemlerdeki enflasyon düzeltmesi işlemi tamamen 31.12.2003 tarihli başlangıç düzeltmesi işleminin üzerine inşa edilmiş olduğundan, 5024 sayılı Kanun öncesi durumun ihyası da mümkün değildir. Dolayısıyla TTK bakımından da dağıtıma esas alınacak kârın VUK enflasyon düzeltmesine göre belirlenen kâr olması gerektiği görüşündeyiz. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının bu konuda farklı bir düzenleme yapması halinde doğal olarak bu düzenlemeye göre tespit edilen kârın dağıtıma konu edilmesi mümkün olabilecektir.
Vergi mevzuatının yanısıra bazı düzenleyici kamu otoritelerine tabi olan şirketler bakımından bu otoritelerin düzenlemeleri çerçevesinde hareket edilmesi mümkündür. Örneğin sigorta ve bireysel emeklilik şirketlerinin düzenleyici kamu otoritesi olan Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğünün yürürlükten kalkmış olsa dahi 2004 yılı karının 5024 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan mevzuat öncesi duruma göre tespitini öngörmesi ve kâr dağıtımının da buna göre yapılmasını istemesi mümkündür. Nitekim Sigortacılık Genel Müdürlüğünün düzenlemesi de bu yöndedir.
 
2.      Kâr Dağıtımına Esas Tutarın Belirlenmesinde Hangi Geçmiş Yıl Zararının Esas Alınacağı
Bazı işletmelerde, 31.12.2003 başlangıç düzeltmesi sonucunda düzeltme öncesi bilançoda yer almayan bir “Geçmiş Yıl Zararı” ortaya çıkmış veya düzeltilmemiş geçmiş yıl zararının miktarı artmıştır. Diğer yandan, 2004 cari yıl enflasyon düzeltmesi, düzeltilmiş 2003 bilançoları üzerine inşa edildiğinden başlangıç düzeltmesinde oluşan farklılık, 2004 yılı dağıtılabilir kârını da etkiler durumdadır.

Bilindiği gibi Türk Ticaret Kanununun 470 inci maddesi safi kârın dağıtılabileceği hükmünü amirdir. Bu çerçevede, bilanço zararı kapatılmadan kâr dağıtımı mümkün değildir. Dolayısıyla kapatılması gereken geçmiş yıl zararı tutarının enflasyon düzeltmesi öncesi bilançoda yer alan tutar mı yoksa düzeltme sonrası bilançodaki tutar mı olacağı çözümlenmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır. Bu sorun temelde yukarıda yer verdiğimiz kâr dağıtımında enflasyona göre düzeltilmiş kâr tutarının esas alınıp alınmayacağıyla ilgilidir.

2003 yılı başlangıç düzeltmesi sonucunda geçmiş yıl zararının arttığı veya düzeltilmemiş bilançoda yer almamasına rağmen geçmiş yıl zararının oluştuğu durumlarda TTK uygulamasında 2004 yılı kârının dağıtımını yapabilmek için kapatılması gereken geçmiş yıl zarar tutarı olarak düzeltilmiş bilançodaki zarar tutarının esas alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu görüşümüze ilişkin gerekçelerimiz, hangi kârın dağıtıma konu edileceğiyle ilgili olarak yukarıda yaptığımız değerlendirmelerin aynısıdır. Bununla birlikte, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının bu konuda farklı bir düzenlemeye yer vermesi halinde buna göre hareket edilmesi gerekecektir.

VUK Geçici 25 inci madde özsermaye kalemlerine ilişkin enflasyon farklarının herhangi bir vergisel etki yaratmaksızın geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebileceğini veya sermayeye eklenebileceğini öngörmektedir. Dolayısıyla söz konusu geçmiş yıl zarar mahsubu yapıldıktan sonra kalan kısmın dönem kârından veya yedeklerden karşılanmak suretiyle kapatılarak kâr dağıtımı yapılması mümkündür.

3.      2004 Yılında Dağıtılan 2003 Bilanço Kârlarıyla İlgili Özellikli Durumlar
2004 yılında, 2003 yılı şirket genel kurulları yapılırken, mevzuat gereği düzeltilmemiş 2003 yılı bilançoları esas alınmış ve kâr dağıtımı buna göre yapılmıştır. Bununla birlikte, düzeltilmemiş bilançoya göre yapılan 2003 kâr dağıtımı, aynı dönem düzeltilmiş bilançosunun 2004 yılı enflasyon düzeltmesine başlangıç oluşturması nedeniyle muhasebe kayıtları bakımından bazı özellikli durumlar yaratmıştır. Genel olarak, söz konusu kâr dağıtımının 2004 yılı enflasyon düzeltmesinde nötr etki yaratması esasından hareket edildiği bilinmektedir. Nitekim Gelirler Genel Müdürlüğü 17 Sayılı VUK Sirküleri Taslağında “2003 yılı hesap dönemine ait düzeltme öncesi geçmiş yıl ve/veya carî dönem ticari karının bulunması ve bu tutardan 01/01/2004 tarihinden sonra kâr dağıtımı yapılmış olması halinde, kâr dağıtımı adı altında gerçekleştirilen bu neviden ödemeler, işletmeden çekilen değer olarak addedilmeyecek ancak, elde edenler açısından vergiye tabi gelir olarak dikkate alınacaktır.” görüşüne yer vermiştir.  

31.12.2003 başlangıç enflasyon düzeltmesi bazı durumlarda düzeltilmemiş bilançoya kıyasla geçmiş yıl kârını artırmakla (bazı durumlarda geçmiş yıl zararını kara dönüştürmekle) birlikte, 2003 yılı bilanço kârının dağıtımında yine mevzuat gereği düzeltilmemiş kâr rakamından hareket edilmiştir. Bununla birlikte, düzeltilmiş 2003 bilanço kârının düzeltilmemiş kârdan daha fazla olduğu (veya düzeltilmemiş bilançoda dağıtıma konu edilebilecek bir kâr olmadığı) ve fazla olan tutarın kâr dağıtımına konu edildiği durumda, söz konusu fark tutarın 2004 yılı kazancından bağımsız olarak ayrıca kurumlar vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Gelirler Genel Müdürlüğünün 17 Sayılı VUK Sirküler Taslağında ifade ettiği görüş bu yöndedir. Aynı uygulama, söz konusu fark tutarının başka bir hesaba nakledildiği durumda da geçerlidir. Ancak söz konusu farkın sermayeye ilave edilmesi mümkün olup, bu durum herhangi bir vergisel yük yaratmayacaktır.

4.      TTK Madde 466 Çerçevesinde Ayrılacak Birinci Tertip Yedek Akçenin Hesabında Hangi Sermaye Tutarının Dikkate Alınacağı
TTK 466 ncı maddeye göre ayrılacak birinci tertip yedek akçenin üst sınırının ve asgari birinci temettü miktarının hesabında sermaye olarak düzeltilmiş sermayenin alınıp alınmayacağı çözümlenmesi gereken diğer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu madde, her yıl safi kârın yirmide birinin “ödenmiş esas sermayenin” beşte birini buluncaya kadar birinci tertip yedek akçe olarak ayrılmasını öngörmektedir. Ayrıca, safi kârdan birinci tertip yedek akçe ayrıldıktan başka pay sahipleri için % 5 kâr payı (birinci temettü) ayrıldıktan sonra, dağıtılması kararlaştırılmış kârın onda birinin ikinci tertip yedek akçe olarak ayrılması gerekmektedir.

Dolayısıyla, zorunlu olarak dağıtılması gereken birinci temettüün hangi sermaye üzerinden hesaplanması gerektiği diğer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Enflasyon düzeltmesi uygulamasında sermaye kalemi parasal olmayan kıymet olarak  kabul edilmekte ve düzeltmeye tabi tutulmaktadır. Bu durum bilançoda yer alan sermaye rakamının düzeltme tutarı kadar fazla görünmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte, 466 ncı madde gerek birinci tertip yedek akçenin ayırımı ve üst sınırının hesaplanmasında gerekse birinci temettü ayırımında herhangi bir yoruma yer vermeyecek açıklıkta “ödenmiş esas sermaye”ye atıfta bulunduğu için şirketin ödenmiş ve tescil edilmiş sermaye tutarının esas alınması bizce gereklidir. Bu esas gerek halka açık şirketler gerekse halka açık olmayan şirketler bakımından aynıdır. Nitekim Sermaye Piyasası Kurulu 25.2.2005 tarihli ve 7/242 sayılı Kararında gerek Seri: XI, No: 20 sayılı tebliğ uyarınca hazırlanan mali tablolar gerekse Seri: XI, No: 21 sayılı tebliğ uyarınca hazırlanan konsolide mali tablolarda 1. tertip yedek akçe tavanının enflasyona göre düzletilmiş mali tablolarda yer alan ödenmiş/çıkarılmış sermaye rakamına (tescil edilmiş sermaye rakamına) göre belirleneceği esasına yer vermiştir.

5.      TTK Madde 324 (Teknik İflas) Uygulamasında Hangi Sermayenin Esas Alınacağı
TTK 324 üncü maddeye göre, son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde, yönetim kurulunun derhal toplanarak durumu genel kurulun dikkatine sunması gerekmektedir. Aynı düzenleme çerçevesinde, şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran belirtiler varsa yönetim kurulunun aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu düzenlemesi gerekmektedir. Bu bilançoya göre esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, genel kurul karşılıksız kalan sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile yetinmeye karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılmaktadır. Esas sermayenin ne kadarının karşılıksız kaldığı şirket özsermayesi tescil edilmiş esas sermayeye oranlanmak suretiyle tespit edilmektedir.

Teknik iflas olarak isimlendirilen bu durumun hangi bilançolara göre tespit edileceği açıklığa kavuşması gereken bir sorundur. Başka bir ifadeyle, şirket bilançosunda yer alan özsermaye tutarının esas sermaye tutarının üçte birinin altına düşüp düşmediğinin (esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalıp kalmadığının) tespitinde enflasyona göre düzeltilmiş “özsermaye” ve “esas sermaye”nin dikkate alınıp alınmayacağı diğer bir tartışma konusudur. Bize göre, 324 üncü madde herhangi bir yoruma yer vermeyecek şekilde “esas sermaye”ye atıfta bulunduğu için, tescil edilmiş esas sermaye tutarının söz konusu tespitte esas alınması gerekir.

Bu çerçevede, esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalıp kalmadığı enflasyona göre düzeltilmiş özsermaye tutarı tescil edilmiş esas sermaye tutarına oranlanmak suretiyle belirlenmelidir. Bununla birlikte, şirketin aciz halinde bulunduğuna dair belirtiler varsa, aktiflerin satış fiyatları esas alınarak ara bilançosu düzenlenmesi uygulamasına, TTK’nın emredici hükmü olması nedeniyle başvurulması gerekir.

Yukarıda yer verilen konuyla ilgili ek bilgiye ihtiyaç duyduğunuzda lütfen tarafımızla irtibata geçiniz.

Saygılarımızla,
 
DRT Denetim Revizyon Tasdik
Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.