Murat Çelikdemir | Deloitte Kıdemli Vergi Müdürü

Ülkeler ikili veya çok taraflı vergi anlaşmaları yoluyla çifte vergilendirmeyi önlemeyi amaçlarlar. Ancak kimi durumlarda anlaşmaya taraf ülkelerden biri anlaşma hükümlerini farklı yorumlayarak farklı uygulamalara gittiğinde, vergi mükellefi aleyhine sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bu gibi yorum ve uygulama farklılıklarının ortaya çıkacağı önceden öngörüldüğünden, OECD Model Anlaşmasında bazı yöntemlere yer verilmektedir.

Ağırlıklı olarak Karşılıklı Anlaşma Usulü (Mutual Agreement Procedure) baskın bir yöntem olarak gözükse de, sadece Türkiye’de değil A.B.D, Kanada, İngiltere gibi ülkelerde dahi bu yöntemin etkinliğinin sorgulanır hale gelmiş olması, Uluslararası Tahkim (International Arbitration) yöntemini de ön plana çıkarmaya başlamıştır. OECD Model Anlaşmasında bu yöntemler ayrıntılı olarak düzenlenmiş, hali hazırda özellikle Karşılıklı Anlaşma Usulü yöntemi çoğu ikili ve çok taraflı vergi anlaşmalarında yerini almıştır.

Türkiye’nin 01.01.2013 itibariyle vergiler açısından uygulamada olan 78 Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmasının (ÇVÖA) tamamında Karşılıklı Anlaşma Usullerine ilişkin hükümler yer almaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu ÇVÖA’ların 25. maddesi genel olarak bu düzenlemeye yer verir.

Başvuru için yetkili makam Türkiye yönünden Maliye Bakanını veya onun yetkili temsilcisini ifade etmekte, bu da hali hazırda Gelir İdaresi Başkanlığının ilgili birimlerine işaret etmektedir. Örneğin yetkili makam ABD yönünden ise Hazine Bakanını veya onun temsilcisini ifade eder. Her bir ülke için yetkili makamın neresi olduğu ilgili ÇVÖA’larının 3. Maddesinde yer alır.

Bu yönteme başvurmak için sıklıkla karşılaşabileceğiniz konuları sıralamak gerekirse; işyeri oluşturma, işyeri kazançlarının belirlenmesinde indirim olarak dikkate alınabilecek giderler, gerçek veya tüzel kişilerin hangi devletin mukimi oldukları, ilişkili taraflar arasındaki işlemlerde ortaya çıkan transfer fiyatlandırması konuları, serbest meslek ödemelerine ilişkin mevzular, faiz, temettü, ve gayri maddi hak bedellerine ilişkin olarak gelirin elde edildiği devlette yapılacak veya yapılan vergi tevkifatları söylenebilir.

Vergi mükelleflerinin bu süreci başlatma hakları ÇVÖA’larında belli sürelere bağlanmış olup, ya ülkelerin iç hukuklarında tanımlanan sürelere atıfta bulunulmuş veyahut 1 yıldan 5 yıla kadar farklı sürelerle sınırlandırılmıştır. Örneğin ABD – Türkiye ÇVÖA’sında, iki ülke mukimleri açısından da bu süre anlaşma hükümlerine aykırı işleme konu teşkil eden gelirin elde edildiği takvim yılını izleyen yılın başından itibaren 5 yıl içinde başvurulması olarak tanımlanmıştır.

Anlaşmaya aykırı vergilendirildiklerini düşünen mükelleflerin, bu durumlarını başvuru süreleri içinde yetkili makamlara iletmeleri gerekmektedir. Talebin iletildiği yetkili makamın, konu üzerinde gerekli değerlendirmeleri yaparak bu konuda mükellefin başvurusunun gerçekten de yerinde olup olmadığı konusunda bir tespit yapması gerekmektedir. Yapılacak değerlendirmede mükellefin başvurusunun yerinde olduğunun tespit edilmesi, durumunda, ilgili mükellefin durumunun diğer devletin yetkili makamına iletilerek Karşılıklı Anlaşma Usulüne ilişkin sürecin başlatılması mümkün olabilecektir. Örneğin ABD mukimi dar mükellef bir kurumdan gelecek olan hizmet faturasına Türkiye stopaj kesintisi uygulama ilkesini benimsemiş, ancak ABD mukimi bu dar mükellef ÇVÖA gereğince bu kesintinin haksız olduğunu düşünüyorsa, öncelikli olarak konuyu ABD’ndeki yetkili makamlara kanıtlarıyla birlikte iletecektir.

Yetkili makamların varmış olduğu mutabakat mükellefleri bağlayıcı nitelikte değildir. Mükellef dilerse yetkili makamların üzerinde mutabık kaldıkları sonucu kabul eder, dilerse mukimi olduğu ülkenin iç mevzuatında yer alan çözüm yollarına zaman sınırlamalarını da dikkate alarak başvurabilir. Yine Karşılıklı anlaşma usulünde makamlardan beklenilen, mükellef talebini değerlendirmeleri, talebin yerinde bulunduğu durumlarda süreci başlatmaları ve sonuca yönelik çaba içinde olmalarıdır. Ancak anlaşmaya taraf devletlerin yetkili makamlarınca başlatılmış olan KAU sürecinin mutlaka bir sonuca ulaştırılması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere, bu iki serbesti, bu usulün anlaşmazlıkları çözmede etkinliğini azaltmaktadır.

Anlaşmaya taraf devletlerin birinde mukim olup, Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle vergiye tabi tutulan mükelleflerin, vergilendirmeyle ilgili sonuçtan memnun kalmamaları durumunda, bu sorunu ulusal mahkemelere götürme hakları da bulunmaktadır.

Türk mahkemesinin vereceği nihai karar, hem ilgili mükellef hem de ilgili kamu idaresi için bağlayıcı ve uygulanması zorunlu bir karar niteliği taşımaktadır. Ortada nihai bir mahkeme kararının olduğu durumda, bu karar aleyhine Türkiye yönünden karşılıklı anlaşma usulünün başlatılması ve mahkeme kararı aleyhinde bir karara varılması söz konusu olamayacaktır. Tam tersi bir durumda da, örneğin bir Türk mukiminin ABD’nde haksız yere vergilenmesini o ülkedeki ulusal mahkemeye taşıdıktan sonra benzer mahkeme sonucunun ortaya çıkması durumunda da ABD makamları da süreci başlatmayı reddedecektir.

Uluslararası vergi uyuşmazlıkları ile karşılaşan mükelleflerin yasal haklarını aramak için anlaşmalarda yer alan usulleri seçmesi, anlaşmazlığın detayına ve diğer taraf ülkenin durumuna göre birkaç yıla yayılacak uzun bir süreçtir. Aynı şekilde uluslararası tahkim ve ulusal mahkeme süreçleri de uluslararası vergi konularında derin bilgi ve tecrübe ile takip edilmesi gereken süreçler olarak karşımızı çıkmaktadır. Mükelleflerin gerek kendilerinin diğer ülkelerde karşılaştıkları gerekse iş yaptıkları yabancı kişi ve kurumların Türkiye tarafında karşılaştıkları uluslararası vergi konularındaki anlaşmazlıklarda bu yöntemleri daha fazla tercih etmeleri vergi bilinci ve incelemeleri açısından ciddi bir gelişmeyi beraberinde getirecektir.