INFOMAG, Eylül 2008
Kambiyo mevzuatımız yurtdışı işlemlerin hızla artmasına paralel olarak serbestleşmesini sürdürmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yurtdışından kredi temin edilmesi veya Türk şirketlerinin yurtdışındaki bankalarda hesap açması serbest iken, Türk şirketlerinin yurtdışındaki şirketlere borç vermesi yasak idi. 28.02.2008 tarihinde yapılan bir düzenleme ile bu sınırlama kaldırılarak, Türkiye’deki şirketlerin yurtdışına borç vermeleri mümkün hale gelmiştir.
Bu serbestinin kullanımında, Türkiye’deki şirketler yurtdışındaki herhangi bir şirkete borç verebileceği gibi doğrudan veya bir banka aracılığı ile dahil oldukları gruba ait olan ve diğer ülkelerde mukim şirketlere de borç verebilmektedirler.
Bu yeni gelişme sayesinde, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde sıkça kullanılan fakat bizde kullanımı olmayan nakit havuzu fonlama tekniği tartışmaya açılmıştır.
Nakit havuzu sistemi başlıca iki şekilde işlemektedir;
Bunlardan ilkinde (cash pooling): Grup şirketlerinden birinde veya birkaçında oluşan nakit fazlasını, gruptaki nakte ihtiyacı olan diğer şirketlere kullandırılmasını amaçlayan bu yapıda, gruba dahil şirketler veya şubeler bir banka nezdinde birer hesap açarlar. Bu hesaplardan biri lider hesap durumundadır “header account” ve nakit havuzu anlaşmasında belirtilen bakiyelerin üzerindeki tutarlar bu hesaba aktarılır “sweep” veya kredi kullanacak katılımcılar bu hesaptan ihtiyaçları olan krediyi çekerler. Lider hesapta para kalmadığında banka gerekli miktarı bu hesaba aktarır yani bu hesaba kredi açar. Hesaplardan aktarılacak tutar bakiye sıfır olacak şekilde “zero balance” veya önceden kararlaştırılan minimum bir bakiye kalacak şekilde “targeted balance” olur.
Sanal nakit havuzunda ise (notional pooling), diğer yöntemde olduğu gibi bir lider hesap olmakla birlikte, hesaplar arasında fiziki nakit aktarımı yoktur. Katılımcıların hesabı, bütün katılımcıların bakiyeleri dikkate alınarak sanal bir netleşmeye tabi tutulmakta ve fon akışı hesaplar arası bir nakit aktarımı olmadan sağlanmaktadır. Toplamda nakit açığı varsa bu fonlama banka tarafından karşılanmakta ve karşılığında gruptan faiz almaktadır. Alınan faiz kredi kullanan hesaplara yansıtılmaktadır.
İki yöntem arasındaki en dikkat çeken fark, ilk yöntemde grup şirketlerin birbirlerini fonladıkları ve grup içi borç alacak ilişkileri yarattıkları açık iken, ikinci yöntemde bu ilişkinin varlığı tartışmalıdır. Zira hesaplar arasında fiziki bir nakit akışı bulunmamaktadır. Ancak nakit havuzu anlaşmalarında kullanılan terimler, “bankanın netleştirme hakkı”, “hesapların birbirinin garantisi olması” gibi, bankanın organize ettiği bu nakit hareketinin aslında grup içi şirket borçlanmasından başka bir şey olmadığının iddia edilmesi sonucunu doğurabilir.
Gerçekten de borcu olan şirket bakımından alınan borcun banka borcu sayılması veya grup içi borçlanma sayılmasının vergileme açısından ciddi sonuçları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri uygulanacak stopaj oranı (%10 veya %0), KDV uygulanıp uygulanmayacağı, örtülü sermaye veya transfer fiyatlaması testine tabi olup olmayacağı hususlarıdır.
Aslında Türkiye’deki şirketler bakımından ve yurtdışına borçlanma açısından bakıldığında, bir yıldan kısa vadeli borçlanmalar için uygulanan %3 Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) sistemi büyük ölçüde etkisiz hale getirmektedir.
Ancak büyük resime bakıldığında nakit havuzu veya bu yöntemin sanal nakit havuzu versiyonu uluslararası iş gruplarının finansmanında hala en etkili nakit yöntemi aracıdır. Bu yöntemler sayesinde çokuluslu gruplar nakit bütçelerini daha sağlıklı yapabilmekte ve kısa ve uzun vadeli borçlanma ihtiyaçlarını kendi iç kaynaklarından daha efektif ve pratik bir şekilde karşılamaktadırlar.
Türkiye’deki vergi sistemi açısından baktığımızda, nakit havuzu sisteminin grup içi borçlanma olarak nitelendirildiği ve vergisel sonuçlarının buna göre hesaplanması gerektiği açıktır. Ancak sanal nakit havuzu yönteminde aynı açıklık henüz sözkonusu değildir. Tabiidir ki her iki yöntemin tartışılması ve uygulanması son derece yeni olup, konu etrafında yazılan makaleler, görüşler ve muktezalar yok denecek kadar azdır.
Türkiye’deki çok uluslu şirketlerin finansman ihtiyaçları ve kendi grup şirketleri ile birlikte hareket etme istekleri gözününe alındığında, mali idarenin nakit havuzu yöntemlerinin vergi hukuku karşısındaki durumlarını açıklığa kavuşturması, belli hacim veya büyüklükteki nakit havuzu kullanımlarını teşvik ederek bu konuda düzenleme yapması beklenmelidir.
Türkiye’deki şirketlerin kendi gruplarından piyasaya göre daha uygun koşullarda kredi temin etmesi hem bu şirketlerin ekonomisi hem de ülkemizden dışarıya aktarılan fonların (faiz) azaltılması yönünde olumlu katkı sağlayacaktır.