INFOMAG - Eylül 2009
Bu yılın başlarında Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikler sırasında getirilen indirimli kurumlar vergisine ilişkin bölümü okurken umutlanmıştık. Yapılan düzenleme Elektrik piyasasının eski düzenine (Yap İşlet ve Yap İşlet Devret) gönderme yapıp, bu tür yatırımların bu yeni teşvikten yararlanamayacağını belirtmekte idi.
Biz Maliye’nin kanun yazım tekniğine öteden beri aşina olduğumuz için bu yazım tarzından yeni piyasa düzeninin bu teşvikten yararlanabileceği izlenimini aldık. Yani, yeni Elektrik Piyasası Kanunu altında yapılacak yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarının (rüzgar, hidro, güneş enerjisi ve jeotermal) vergi indirimi teşviğini alabileceğini düşündük.
Ancak teşvik kararnamesi ve ardından ilgili tebliğin yayınlanmasından sonra tam bir hayal kırıklığı yaşadık desek yeridir. Zira yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin yeni bir teşvik öngörülmüyordu.
Bu düzenlemeler yapılırken (Kararname ve Tebliğ) neler düşünüldü ve hangi dengeler gözetildi bilmiyoruz ancak ortaya çıkan sonuç bağlamında ben iki konu üzerinde durmak istiyorum.
Birincisi, madem ki yeni Elektrik Piyasası düzenindeki yatırımlara vergi indirimi teşviki verilmeyecekti, neden kurumlar vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi ayrıntılı olarak düzenlenerek eski ve yeni Elektrik Piyasası düzenine atıf yapıldı ve eski düzenin teşvikten yararlanmayacağı söylendi. Biz bu düzenlemeyi yeni piyasadaki yatırımlara teşvik verilmesi niyeti ve hazırlığı olarak okuduk.
İkincisi; her türlü alanda teşvik verilirken, ülkenin yenilenebilir enerji potansiyeli ve dünyadaki genel eğilimler hiçe sayılarak neden bu konuda bir teşvik getirilmedi.
Biliyorsunuz 1980’li yıllardaki enerji darboğazından sonra alelacele alınan kararlar ve yapılan yatırımlarla enerji üretimimiz büyük ölçüde dışa bağımlı ve doğalgaz ithalatına dayalı hale gelmiştir.
Bu yapılırken yerli kaynaklarımız linyit ve yenilenebilir enerji kaynakları tamamen ihmal edilmiştir. Kömür yakılmasına dayalı enerji üretim teknolojisinin son yıllarda büyük ilerleme kaydettiği gerekli önlemler alınmak suretiyle son derece çevre dostu yeni tesisler yapılabileceği ilgili çevreler tarafından bilinmektedir.
Bütün bu yenilenebilir enerji potansiyeli ve yeni teknolojilerle yerli kaynakların üretiminde kullanılması imkanları ortada dururken, bunları desteklememek, görmezden gelmek, inanılır gibi değil.
Ben yeni düzenlemenin aşırı derecede mikro plancı bir bakış açısı ile hazırlandığını, bugünkü önceliklere hitap etmekten uzak olduğunu düşünüyorum.
Eski bir yazımda da bahsettiğim gibi, Türkiye’nin bugün başarılı olduğu alanlar açısından 1984 yılında Kurumlar Vergisi Kanunu’nda getirilen teşviklerin rolü önemlidir. Bunların bazıları ve bugün gelinen başarılı konumu hatırlamak açısından aşağıda belirtilmiştir;
- İhracat istisnası,
- Turizm Gelirleri istisnası,
- Dış Navlun hasılatı istisnası,
- Yaş meyve, sebze ve Su ürünleri ihracatı istisnası,
İhracat ve Turizmde yakaladığımız başarı bunun en açık kanıtıdır. Bu nedenle teşviklerde son kararlar verilirken mikro plancıların yanında en az onlar kadar, makro dengeleri daha iyi okuyan maliye kökenli teknisyenlerin de yer alması gerekir. Belki de Maliye teori ve uygulaması ile uğraşanlar makro teşvik konseptlerine daha yatkınlar.
Bugün teşvikler alanında önceliklerimiz;
- Yenilenebilir enerji ve yerli kaynaklardan enerji üretimi,
- Gıda işleme ve tarıma dayalı sanayi,
- Teknik ve endüstriyel tarım,
- Elektronik ve ileri teknoloji yatırımları,
olmalıdır görüşündeyim.