Zeki Kurtçu, YMM | Deloitte Türkiye Vergi Hizmetleri Ortağı
 
Anonim Şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini arttırdıkları sırada çıkardıkları payların itibari değerini aşan kısmı emisyon primi olarak anılmakta ve kurumlar vergisinden istisna edilmektedir. Diğer bir değişle bu tür bir gelir unsuru şirket bakımından özkaynaklarda bir artış meydana getirmesine rağmen kurumlar vergisine tabi tutulmayacaktır.

Emisyon primi bilançonun pasifinde, Özkaynaklar bölümünde, Emisyon primi adı altında bir hesapta izlenir. Ticaret Kanunu bakımından “genel kanuni yedek akçe” olarak sınıflandırılmakta, bu özelliği ile ihtiyari yedek akçe veya dağıtılmayan karlar sınıflamasının dışında kalmaktadır.

Yeni TTK nın 519/3 ncü maddesine göre; Genel kanuni yedek akçe (bu arada emisyon primi) sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde sadece;

. zararların kapatılmasında, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir.

Bu hükümden sözkonusu sınır (sermayenin yarısı) aşıldıktan sonra genel kanuni yedek akçenin ve emisyon priminin herhangi bir koşul olmaksızın kullanılabileceği veya ortaklara dağıtılabileceği kabul edilmektedir. Bu konu üzerinde kısaca durmakta yarar olduğunu düşünüyorum, şöyle ki, kanunun ifadesinden kanuni yedeklerin belli bir sınırı aştıktan sonra serbestçe kullanılacağı anlaşılmakla birlikte, emisyon priminin ortaklara dağıtılıp dağıtılamayacağı hususu yeterli açıklığa sahip değildir. Çünkü şirketin kullanım serbestliği ile sözkonusu fonun ortağa dağıtılması/iadesi aynı şeyler değildir. İlkinde şirket muhtemelen şirketin kendi işleri ile ilgili bir kullanım yapacak iken, ortaklara dağıtımında ise ortaklar lehine bir işlem yapıyor olacaktır. Muhtemeldir ki ortaklar lehine yapılan bir işlemin çoğu zaman şirket lehine bir kullanım olduğu ileri sürülemez. Buradaki kilit husus, doğal olarak şirket tasarrufundaki bir fonun serbestçe şirket işleri ile ilgili ve şirket lehine bir işte kullanılacak olmasıdır, ortakların değil.

Bununla birlikte uygulamada Ticaret Bakanlığı’nın yazılı görüşlerine dayanarak emisyon priminin dağıtıldığına veya dağıtılırsa nasıl vergiye tabi tutulması hususundaki tartışmalara tanık oluyoruz.

İlkin bu dağıtımın kurumlar vergisine tabi olacağını destekleyen görüş pek yok. Çünkü kanunda bu konuda açık bir düzenleme yok, dolayısı ile herhangi bir hesap döneminde Emisyon Primi olarak doğan ve şirket yedekleri arasına giren bir gelirin ileriki bir hesap döneminde dağıtılması nedeniyle kurumlar vergisine tabi olacağını savunmak pek olası değil.

Ancak dağıtımın gelir vergisine stopajına tabi olup olmayacağı konusu ciddi bir tartışma alanı. Burada da kilit nokta, dağıtımın hukuki olarak bir kar payı mı? Yoksa daha önce şirket lehine gelir olarak tahakkuk eden emisyon priminin ilgili ortaklara iadesi mi olduğu hususudur. Dağıtımı kar payı niteliğine büründürmek için muhtemelen ilgili hesap döneminin gelir hesabıyla ilişkilendirilerek dönem gelirleri arasına alınması gerekecektir. Bu durumda genel stopaj oranı %15, veya duruma göre hangi ülkeye dağıtılıyorsa ve vergi anlaşmalarında uygulanabilir hangi oran geçerliyse o orana göre temettü stopajı uygulaması yapılacaktır. Uygulamada bu görüş hakimdir ve dağıtım halinde %15 veya ilgili vergi anlaşmasındaki oranların uygulanması genellikle kabul edilmektedir.

Dağıtımın şirket ve ilgili ortak bakımından kar payı değil de yatırımın maliyetinin bir kısmının ortağa iadesi olduğu kabul edildiğinde, stopaj uygulaması gerektiği hususu kuşkulu hale gelmektedir. Gerçekten de muhasebe açısından Emisyon primi yatırım yapan kişi veya kurum ortak bakımından yatırımın ek bir maliyetidir, UFRS de kabul gören yorum ve anlayış budur. Dolayısıyla geri alınan maliyet bedeli yatırımın maliyetinden düşülecek ve gelir hesapları ile ilişkilendirilmeyecektir.

Hal böyle iken eğer bu işlem uluslararası bir işlemse yani emisyon primi yabancı bir yatırımcıya iade ediliyorsa böyle bir ödeme üzerinden de kar payı gibi bir stopaj yapılmışsa, yabancı yatırımcının karşılaşacağı durum şu olacaktır; iade aldığı emisyon primi yatırımın/hisse senedi-iştirak maliyetinden düşecek ancak muhasebe olarak gelir teşkil etmeyen bir işlem üzerinden karşı ülkede vergi ödemiş durumda olacaktır. Ortada tahakkuk eden bir gelir olmamakla birlikte karşı ülkede ödenmiş ve kendi ülkesinde nihai vergisinden indirim olarak isteyeceği bir vergi yükü üzerine kalmış olacaktır. Böyle bir durumda ilgili ülkenin bu stopajı indirim olarak kabul edip etmeyeceği de tartışma konusudur. Muhtemeldir ki temettü tanımına girmeyen böyle bir ödeme üzerinden Türkiye’de yapılmış olan gelir vergisi stopajı karşı ülkede indirim olarak kabul edilmeyebilecektir.