Sevilcan Bilgin, SMMM | Deloitte Vergi Hizmetleri Kıdemli Müdürü

I. Giriş:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12 inci maddesinde düzenlenen örtülü sermaye uygulamasına göre; kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılmaktadır.

Örtülü sermaye uygulamasında temin edilen borcun örtülü sermaye sayılan kısmına ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin, Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasında gider kabul edilmemesi hüküm altına alınmıştır. Öte yandan kur farkı gelirlerinin de söz konusu borcun örtülü yoldan konulan bir sermaye olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak, vergiye tabi kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınması söz konusu olmayacaktır.

Yine KVK 12/7. maddesine göre; örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır.

Bu yazımızda, örtülü sermaye konusu dar mükellef ortaktan kullanılan borç çerçevesinde incelenecek ve hesap dönemi sonunda kar dağıtımına bağlı yapılacak düzeltmelerin KDV karşısındaki durumuna ilişkin tartışma ve değerlendirmelerimize yer verilecektir.

II. Örtülü Sermaye Üzerinden Yapılan Ödemeler veya Hesaplanan Tutarların Kâr Payı Sayılması ve Yapılacak Düzeltme işlemleri:

a) Stopaj Açısından Değerlendirme

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. Maddesinin 7 numaralı fıkrasında örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz ve benzeri ödemelerin kurum kazancının tespitinden indirim konusu yapılmasının kabul edilmemesi sonucu, mükerrer vergilendirmenin önlenmesi amacıyla örtülü sermaye uygulamasına taraf olan mükellefler nezdinde düzeltme işlemlerinin yapılmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş ayrıca 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde detaylı açıklamalar yapılmıştır.

Buna göre;

“Borç para verenin dar mükellef kurum, gerçek kişi veya vergiden muaf herhangi bir kişi olması durumunda, örtülü sermaye üzerinden ödenen faizler borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı olarak kabul edilecektir. Bu şekilde dağıtılmış kâr payı, net kâr payı tutarı olarak dikkate alınacak ve brüte tamamlanarak belirlenen oranlarda vergi kesintisine tabi tutulacaktır. Örtülü sermayeye isabet eden kur farkı giderlerinin kâr payı olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla vergi kesintisine tabi tutulması söz konusu değildir.

Ayrıca, mükellefler, örtülü sermaye uygulaması nedeniyle kullandıkları borçların örtülü sermayeye isabet eden tutarına ilişkin faizleri giderleştirmemeleri ve tahakkuk eden bu faiz tutarlarını ödememeleri halinde, tahakkuk eden ancak ödenmemiş olan bu tutarların henüz dağıtılmış bir kâr payı olarak değerlendirilmesi mümkün olamayacağından, kâr payı stopajına tabi tutulması da söz konusu olmayacaktır. Anılan faiz tutarlarının ödenmesi halinde ise kâr payının dağıtıldığı kabul edilecektir.

Örneğin, (A) A.Ş., cari dönemde kullanmış olduğu borçların örtülü sermaye niteliğinde olduğunu bilerek örtülü sermayeye isabet eden borçlara ilişkin olarak hesapladığı faizleri finansman gideri olarak dikkate almamıştır. Bu durumda, söz konusu faiz ödemeleri yapılmadığı sürece kâr payı dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılması söz konusu olmayacaktır.”

Tebliğde yer alan açıklamalar ışığında, örtülü sermaye niteliğindeki borçlanma sebebiyle;

- hesaplanan ancak kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınmayan faiz tutarları ödenmediği sürece dağıtılmış kar payı sayılmayacak ve üzerinden kar payı stopajı hesaplanmayacaktır.

- hesaplanan ancak kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınmayan faiz tutarları ödendiği tarihte kar dağıtımı yapılmış kabul edilecek ve kar payı stopajı hesaplanacaktır.

b) Katma Değer Vergisi Açısından Değerlendirme:

Birinci Görüş:

Örtülü sermayeye isabet eden faiz, kur farkı ve benzeri giderler için hesaplanmış olan KDV’nin düzeltilmesini savunan görüşler, KDVK’nın 1. Maddesi gereğince kâr payının KDV’nin konusuna girmediğini ileri sürmektedir.

Nitekim, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 09.06.2008 tarih ve 17363 sayılı özelgede de aynı doğrultuda görüş belirtilmiştir. Anılan özelgenin sonuç bölümü aşağıdaki gibidir.[1]

Görüldüğü üzere bazı işlemlerin örtülü sermaye sayılıp sayılmayacağı zamana bağlı bir durumdur. Yani bir işlemin örtülü sermaye sayılıp sayılmayacağı işlemin yapıldığı tarihte kesin olarak tespit edilebildiği gibi tespiti mümkün olmayabilir. Tespiti mümkün olmayan durumlarda yapılan işlemlerin genel vergileme prensipleri doğrultusunda yapılacağı ve üzerinden hesaplanan faizler için KDV hesaplanacağı açıktır.

Kazanç hesaplanmasına yönelik genel prensip Gelir Vergisi Kanununun 41/3. maddesinde yer almakta olup, müteşebbisin sermaye üzerinden yürüttüğü faizleri gider olarak dikkate alamayacağına dayanmaktadır. Bu durumun Kurumlar Vergisi Kanunundaki izdüşümü ise örtülü sermaye kavramına tekabül etmektedir ve işletmeye konulan sermaye üzerinden yürütülen faizlerin gider yazılamayacağı temel prensibine sıkı sıkıya bağlı kalınmıştır. Gerçekte de bir girişimcinin koymuş olduğu sermayeden elde edebileceği yegane kazanç kardır. Kar ise konulan sermaye ile yapılan faaliyet sonucu oluşan artı değerdir.

Ancak 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 12. maddesine göre, Borçlanma niteliğindeki işlemler örtülü sermaye sayıldığında, vergilendirme işlemleri, örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde taraf olan mükellefler nezdinde düzeltilir. Bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır. Bu işlemlerin örtülü sermaye sayılması ise işlemlerle ilgili vergilendirmenin farklı kurallarla yapılacağı anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla daha önceden borç alacak ilişkisi nedeniyle ödenen faizler bu durum hasıl olduktan sonra sermaye üzerinden ödenen faizler anlamına gelecektir ki bu da kar payı niteliğine dönüşmüş bir ödeme demektir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12/7. maddesi ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılmaktadır. Yani mevcut yasal düzenlemelere göre, örtülü sermaye üzerinden hesaplanan tutarlar dönem sonu itibariyle iştirak kazancı veya kar payı olarak kabul edilmektedir. Yukarıda da yer verilmiş olan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde katma değer vergisinin konusunu teşkil eden işlemlere yer verilmiş olup, iştirak kazançları veya kar payları Katma Değer Vergisinin konusuna girmemektedir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesine göre kar payları katma değer vergisinin konusuna girmemektedir. Buna göre örtülü sermaye sayılan ödemeler için hesaplanan faizler katma değer vergisine tabi olmayıp, yapılan işlemin örtülü sermaye olduğu daha sonradan anlaşıldığı durumlar da ise daha önceden yapılmış olan katma değer vergisi hesaplamalarının Katma Değer Vergisi Kanununun 35. maddesine göre ilgili oldukları dönemler itibariyle düzeltilmesi gerekmektedir.”

İkinci Görüş:

Örtülü Sermaye müessesesi KVK’da yer alan bir vergi güvenlik müessesesidir. Dolayısıyla, yalnızca kurumlar vergisini (kazanç vergisini) güvence altına almak amacıyla ihdas edilmiştir. Bu nedenle de ödenen faiz ve benzerlerinin kâr payı olarak kabul edileceği belirtilirken, bu kabulün sadece Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunları açısından geçerli olacağı net olarak ifade edilmiştir. Yani yapılan işlemin hukuk aleminde doğurduğu tüm sonuçlar ortadan kaldırılmamış, yalnızca kazanç vergileri açısından kâr payı olarak kabul edileceği belirtilmiştir. KVK’nın 12/7. maddesinde yapılan düzenleme, işlemi ticari açıdan etkilememekte, sadece kazanç vergisini güvence altına almak amacıyla, kazanç vergileri (GVK ve KVK) alanında bir karine oluşturarak faiz ve benzeri ödemelerin kâr payı sayılacağını belirtmektedir.[2]

Konuyla ilgili İstanbul 9. Vergi Mahkemesi tarafından verilen Karar’ın özeti şu şekildedir:

“…

Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirketin 2009 yılı hesaplarının incelenmesi sonucunda, düzenlenen 11.09.2009 tarih ve sayılı vergi inceleme raporunda davacı kurumun ilişkili olduğu kişilere 2008 hesap döneminde kullandırdığı paralar neticesinde örtülü sermaye üzerinden hesaplanan faiz gelirine ilişkin fatura düzenlediği ve vergileme dönemi itibariyle hesaplanan KDV olarak beyan edildikten sonra Aralık 2008 dönem beyannamesinde söz konusu faiz gelirinin indirimler arasında beyan edildiğinin tespiti üzerine söz konusu para kullandırma işleminin finansman hizmeti olarak değerlendirilerek KDV’ye tabi tutulması gerektiğinden bahisle ikmalen tarh edilen cezalı KDV tarhiyatının iptalinin istenildiği anlaşılmıştır.

Olayda, davacı şirketin ilişkili olduğu kurumlara 2008 hesap döneminde para kullandırdığı, bu paralar için önce Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12/7. maddesi uyarınca kâr payı sayılan tutar olarak faiz tahakkuk ettirildiği daha sonrasında ise örtülü sermaye sayılan ödemeler için hesaplanan faizlerin davacı kurum tarafından KDV Kanunu’nun 35. maddesi kapsamında düzeltildiği taraflar arasında ihtilafsız olmakla beraber uyuşmazlığın çözümü tahakkuk eden faiz gelirinin KDV Kanunu kapsamında kâr payı olarak kabul edilip edilemeyeceği ile KDV Kanunu uyarınca hizmet olarak kabul edilip edilemeyeceğinin tespitine bağlıdır.

Davacı kurum Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12/7. Maddesi kapsamında örtülü sermaye üzerinden hesap edilen faizin borç alan ve borç veren nezdinde kâr payı sayıldığını KDV Kanunu’nun 1. maddesine göre ise kâr paylarının verginin konusuna girmediği eğer KDV hesaplanmış ise aynı Kanun’un 35. maddesine göre düzeltilmesi gerektiğinden bahisle KDV beyanlarının buna göre düzeltmişse de vergi sistemimizdeki her bir kanunda vergiyi doğran olay, verginin konusu, mükellefi, istisna ve muafiyetleri ve buna benzer bir takım düzenlemeler yer almakta bu düzenlemeler sadece o kanun için bağlayıcı olup diğer bir kanunun uygulamasına sirayet etmediğinin kabulü gerekmektedir.

Diğer taraftan örtülü sermaye müessesesi kurumlar vergisi uygulaması bakımından getirilmiş bir güvenlik müessesesidir. Mükelleflerin örtülü sermaye kapsamında kullandırdıkları paralar karşılığında elde ettikleri faiz gelirinin kâr payı sayılması kanunun açık ifadesi ile sadece Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulaması açısından getirilmiş bir düzenlemedir. Her ne kadar KDV kanunu uyarınca kâr payı ve iştirak kazançları KDV’nin konusuna girmemekte ise de söz konusu kâr payının kurumların doğrudan elde ettikleri başka bir deyişle ticari faaliyetleri sonucunda oluşan karları olarak kabul edilir. Uyuşmazlığın temeli ise kullandırılan paranın getirisi olan faiz gelirinin aslında gerçek anlamda kâr payı olmadığı yasa hükmü uyarınca gelir ve kurumlar vergisi yönünden kâr payı sayılacağı sadece kazanç vergileri için kâr payı olarak isimlendirileceği kanun lafzından çıkan bir sonuçtur. Aynı zamanda elde edilen faiz gelirinin kâr payı sayılması kurumlar vergisi matrahının hesaplanmasında hüküm ve sonuçlarını doğuracağından elde edilen faiz gelirinin KDV uygulaması açısından kâr payı olarak kabulü mümkün değildir. Kaldı ki kanun koyucu örtülü sermaye üzerinden elde edilen faiz gelirini KDV açısından da kâr payı olacağını kabul etseydi Kurumlar Vergisi Kanunu’nda olduğu gibi açık bir düzenlemeye yer vermesi gerekirken bu yönde bir düzenlemeye yer vermemiştir.

Mükellef kurumun kullandırdığı paraların finansman hizmeti olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirildiğinde ise, hizmet, ekonomide özelliğe sahip malın tersine, elle tutulamayan ve saklanması mümkün olmayan, insan ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik olarak üretilen veya organize edilen faaliyetler olarak tarif edilmiştir. KDV Kanunu’nun 4. maddesinde ise hizmet bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi tarif edilmiş olmakla beraber bu haller sınırlandırılmamıştır. Hizmet tarifinden yola çıkıldığında ihtiyaçların giderilmesinde bir şeyi kullandırmak da hizmet olduğuna göre olayda davacı kurum ilişkili olduğu kişi veya kurumların parasal ihtiyaçlarını gidermek amacıyla para kullandırmak suretiyle finansman hizmetinde bulunmuştur.

Bu durumda davacı şirketin ilgili olduğu kurum ve kişilere para kullandırmasının hizmet olarak değerlendirilerek tahakkuk eden faizin beyan dışı kaldığından bahisle salınan cezalı KDV tarhiyatında yasal isabetsizlik yoktur…”[3]

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 16.01.2009 tarih ve 1617 sayılı muktezasında örtülü sermaye niteliğini almış faiz giderlerine (vade farklarına) ilişkin KDV’nin indirilemeyeceğini belirtmiştir. Bu muktezada Mali İdare 2008 yılında verdiği görüş ile çelişmektedir.[4] Bu görüş çerçevesinde, dar mükellef kurumdan kullanılan borç nedeniyle ödenen faiz için KDV hesaplanarak sorumlu sıfatıyla ödenmesi gerekmekte; yine bu görüşe göre ödenen bu KDV'nin kanunen kabul edilmeyen gidere ilişkin KDV olması sebebiyle indirim konusu yapılmaması gerekmektedir.

Vergi incelemelerinde eleştiri konusu yapılan bir husus ile ilgili Gelir İdaresi 07.04.2012 tarihli muktezasında yabancı ortaktan alınan kredi de faiz olmasa bile, emsal faiz tutarı üzerinden KDV hesaplanıp sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenmesi gerektiği şeklinde görüş bildirmiştir.[5] Mali İdarenin bu görüşü konuya farklı bir boyut kazandırmıştır.

Üçüncü Görüş:

Örtülü sermaye gideri niteliği taşıyan bedeller üzerinden KDV hesaplanması gerektiği ancak hesaplanan bu KDV'nin muhataplarınca indirilmemesi gerektiği yolundaki görüşün hem hatalı hem de kendi içinde çelişkili olduğu ifade edilmiştir. Bu görüş Maliye İdaresinin daha önce 55 no.lu KV Genel Tebliği ile ortaya koyduğu isabetli görüş ile de çelişmektedir.

“KDV Kanunu'nun 30/d maddesindeki indirim yasağının amacı, 55 no.lu KV Genel Tebliği'nin 10'uncu bölümünde ifade edildiği gibi;


"esas itibariyle işle veya işletme ile ilgisi bulunmayan, dolayısıyla özel veya nihai tüketim sayılan giderler için yüklenilen vergilerin, işletmede oluşan katma değerden indirilmemesine yöneliktir."


Halbuki örtülü kazanç veya örtülü sermaye gideri niteliği taşısa bile bu nitelikteki mal ve hizmet alımları nedeniyle yüklenilen KDV, işle ilgili olarak yüklenilmiş olup indirim yasağına konu edilmesi anlamsızdır. Böyle bir yasağın uygulanması KDV'nin ruhuna ve ana ilkelerine aykırı sonuçlar vermektedir.”

Konuyla İlgili Değerlendirmemiz:

Özetle, Mali İdare konuyla ilgili verdiği son muktezada (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.01.2009 Tarih ve 1617 Sayılı Muktezası), örtülü sermaye gideri niteliği taşıyan bedeller üzerinden KDV hesaplanması gerektiği, bu KDV'nin muhataplarınca indirim konusu yapılamayacağı yolunda görüş ifade etmiş bulunmaktadır.

Literatürde bir kısım yazarlarca; örtülü sermaye niteliği taşıyan bedeller üzerinden KDV hesaplanacağı, ancak ödemenin kanunen kabul edilmeyen bir ödeme olarak kabul edilmesi nedeniyle, indirim konusu yapılamayacağı savunulmuştur. Buna karşılık bazı yazarlar ise kanunen kabul edilmeyen ödeme olsa dahi, bu ödemenin kanunen, kanunla kar payı olarak nitelendirildiği, kar paylarının da KDV’nin konusuna girmemesi nedeniyle KDV hesaplanmaması gerektiği ifade edilmiştir.

Örtülü sermaye müessesesi kurumlar vergisi uygulaması bakımından getirilmiş bir güvenlik müessesesidir. Faiz gelirinin kâr payı sayılması kanunun açık ifadesi ile sadece Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulaması açısından getirilmiş bir düzenlemedir. Konuyla ilgili KDV Kanunun da herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. KDV kanunu uyarınca kâr payı ve iştirak kazançları KDV’nin konusuna girmemekle birlikte ana ortak veya ilişkili firmalar arasındaki borç verme işlemleri, KDV Kanunu’nun 1/1. maddesine göre finansman hizmeti olarak değerlendirilmekte ve bu işlemler nedeniyle hesaplanacak faiz tutarları KDV ye tabi bulunmaktadır. Kurumlarla ilişkili kişiler arasında gerçekleşen ticari faaliyetlerin sonradan Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında örtülü sermaye olarak değerlendirilerek dağıtılmış kâr payı sayılması, KDV açısından işlemin finansman temin hizmeti olmasını etkilememektedir.” Bu görüş çerçevesinde, dar mükellef kurumdan kullanılan borç nedeniyle ödenen faiz için KDV hesaplanarak sorumlu sıfatıyla ödenmesi gerekmekte; yine bu görüşe göre örtülü sermaye üzerinden hesaplanan bu KDV'nin kanunen kabul edilmeyen gidere ilişkin KDV olması sebebiyle indirim konusu yapılmaması gerekmektedir.”

Ancak belirtmek isteriz ki, örtülü sermayenin katma değer vergisi kanunun karşısındaki durumuna ilişkin Vergi idaresi tarafından genel tebliğ veya sirküler düzeyinde yapılmış bir açıklama bulunmamaktadır. Bu kapsamda, konuya ilişkin mükelleflerin mağdur olmamaları için işlem yapmadan önce idari görüş talep etmeleri yerinde olacaktır.

III. Sonuç:

Yazımızda örtülü sermaye kapsamında dar mükellef ortak ve ilişkili kişiden kullanılan borçların stopaj ve KDV açısından özellik arz eden hususları açıklanmaya çalışılmıştır. Özellikle örtülü sermaye gideri niteliği taşıyan bedeller üzerinden KDV hesaplanıp hesaplanmayacağına ilişkin Vergi idaresi tarafından genel tebliğ veya sirküler düzeyinde yapılmış bir açıklamanın bulunmaması ve ayrıca mukteza düzeyinde farklı yönde görüşlere yer verilmesi nedeniyle öğretide yazarlar arasında tam bir görüş birliği oluşmamıştır.

Konuya ilişkin fiili durumla karşılaşan mükelleflerin mağdur olmamaları için işlem yapmadan önce idareden görüş talep etmeleri yerinde olacaktır.

KAYNAKÇA:

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğ

Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası Mevzuat İzleme ve Değerlendirme Komisyonu 10.09.2007 tarihli 2007/77-7 no.lu Kararı

Veysi SEVİĞ, “Örtülü Sermayede KDV”, Yaklaşım, Mayıs 2009, Sayı 197

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 09.06.2008 Tarih ve 17363 Sayılı Muktezası

Nadir GÜLHAN, “Örtülü Sermaye Kapsamındaki Borçlanmalarda Borç Veren Nezdinde Yapılacak Kar Payı Düzeltmesi KDV’yi Kapsar mı?-II”, Yaklaşım, Nisan 2012, Sayı:232

İstanbul 9. Vergi Mahkemesi Tarafından Verilen K. 2011/555 Sayılı Karar

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.04.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-1-2010-14001-37-465 Sayılı Muktezası

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.01.2009 Tarih ve 1617 Sayılı Muktezası



[1] Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 09.06.2008 Tarih ve 17363 Sayılı Muktezası

[2] Nadir GÜLHAN, “Örtülü Sermaye Kapsamındaki Borçlanmalarda Borç Veren Nezdinde Yapılacak Kar Payı Düzeltmesi KDV’yi Kapsar mı?-II”, Yaklaşım, Nisan 2012, Sayı:232

[3] İstanbul 9. Vergi Mahkemesi Tarafından Verilen K. 2011/555 Sayılı Karar

[4] Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.01.2009 Tarih ve 1617 Sayılı Muktezası

[5] Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.04.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-1-2010-14001-37-465 Sayılı Muktezası