INFOMAG - Kasım 2008
ABD’de yapılan seçimler Demokrat Başkan adayı Obama’nın seçilmesi ve demokratların kongrede güçlenmesi ile sonuçlandı.
Seçim kampanyası sırasında açıklanan görüşler vergilerin uygulanması bakımından farklılıklar gösterse de, bütçe disiplinin elden bırakılmayacağı, vergilerin toplamda önemli miktarda artmayacağı ve harcamaların disiplinine önem verileceği noktalarında örtüşmekteydi.
Yaşanmakta olan ekonomik kriz ortamında vergilerin toplam tutarında artış öngörmek zaten kolay ve tavsiye edilebilir bir yaklaşım değildi.
Önümüzdeki yılların (2009 – 2010) vergi ajandasını iki ana başlıkta toplamak mümkün olacaktır. Bunlardan ilki, ekonomik krizle mücadele çerçevesinde yapılacak vergi indirimi ve teşvikler, ikincisi ise uzun vadeli vergi politikalarının oluşturulması yönünde kampanya sırasında ortaya atılan görüşlerin hayata geçirilmesi, vergi düzenlemeleri haline dönüştürülmesi olacaktır.
Yeni Başkan Obama’nın vergi planı esas itibariyle zengin ve orta üst gelir grubuna dahil bireylerin vergilerini arttırmak iken, alt ve orta alt gelir grubuna ait bireylerin vergilerini düşürmek şeklinde özetlenebilir. Bu yönüyle bu politika demokratların klasik yaklaşımını yansıtmakta ve Clinton yönetimin vergi politikalarına benzemektedir.
Bu çerçevede ilk yapılacak şeyler:
- Vergi indirimlerini, zengin kesimler ve üst gelir grubu dışındakiler için sürekli hale getirmek.
- Clinton dönemindeki “üst bandı” yeniden getirmek (bireysel olarak $200.000, evli çiftler için
$250.000 aşan kısım)
- Düşük gelir grubuna indirimleri daha etkili uygulayabilmek için vergi tarifesine “ara bir bant”
ilave etmek.
- Emlak vergisini 3,5 Milyon USD seviyesine kadar olan emlak bakımından istisna etmek.
- Özellikle faiz indirimi konularındaki belirsizliklerin üzerine giderek vergi gelirlerini arttırmak.
Dikkat çeken bir başka nokta; Obama’nın kampanyası sırasında, şirketlerin ve kurumların vergilendirilmesi konusuna fazla yer ayrılmadı, sadece şu anda %35 olan kurumlar vergisi oranının ileride belirlenecek daha düşük bir orana indirileceği belirtilmekle yetinildi. Buradan doğacak açığın kapanması için ise petrol ve gaz üzerindeki vergi teşviklerinin kaldıracağı, uluslararası vergilemede yeni düzenlemelere gidileceği (“substance doctrine” – “subpart F deferral” bunlar teknik terimler olduğu için burada detaya girmiyorum) belirtildi. Böylelikle istihdam olanaklarının ABD içinde kalmaktansa yurtdışına gitmesini özendiren yapı da değiştirilmiş olacaktır.
Bu durum uluslararası açılımlara daha mesafeli bir vergi politikasını ifade etmektedir.
Mevcut vergi politikaları ile karşılaştırıldığında, yapılacak yeni değişiklikler, yani indirimler ve düzeltmeler toplamda dikkate alındığında; 10 yıllık bir süre için toplam vergilerde 617 Milyar Dolar seviyesinde bir artışa tekabül etmektedir. Bu artış oransal olarak ifade edildiğinde toplam federal vergi gelirleri yılda %2’nin altında bir seviyede artacaktır.
İşsizliğin önlenmesi konusunda düşünülen önlemler ise aşağıda özetlenmiştir. Burada, istihdam olanaklarının yurtdışına kaçmasını önlemek için daha milli bir politika öngörülmektedir. Bu haliyle global açılımları öngören Liberal ve Cumhuriyetçi politikalardan farklılık göstermektedir.
Kısa dönemli istihdamı arttırmak için 2009 ve 2010 yıllarında işe alınacak her tam zamanlı çalışan için 3000 Dolar tutarında vergi iadesi sağlanacaktır. Ayrıca küçük işletmeler için sağlanan gider indirimi 2009 yılında da uygulanacaktır.
Genel olarak alt gelir gruplarına vergi indirimi ve teşvikler öngören, işsizlikle mücadeleyi amaçlayan vergi politikaları Demokrat karakterli politikaları ifade etmektedir.
Uluslararası vergileme alanında yapılacak yeni düzenlemeler ise çokuluslu şirketlerin yurtdışına da istihdam yaratma kapasitelerini teşvik etmemekte, yurtdışı kazançlarının daha hızlı bir şekilde ABD’ye getirilmesini amaçlamaktadır. Böylelikle yurtdışı operasyonlar daha pahalı hale getirilmektedir. Bu yaklaşımlar Amerikan sermaye ve işgücünün global ölçekte yayılmasını öngören politikaların artık desteklenmeyeceği anlamına gelmektedir. Cumhuriyetçiler döneminde tam destek gören “Globalleşme” politikalarının artık desteklenmeyeceği, vergi politikaları alanında daha içe kapalı ve ulusal bir anlayışa geçileceği anlaşılmaktadır.