INFOMAG, Eylül 2007
Türkiye’ye Avrupa Birliği tam üyelik perspektifi verildikten sonra, son bir kaç yılda “doğrudan yabancı sermaye” girişindeki artış (sıcak para dışındaki sermaye) dikkatlerden kaçmamaktadır.
Dünyadaki sermaye akışını yönlendiren özel yatırım fonları Türkiye’yi de yatırım yapılacak ülkeler grubuna dahil etmiş ve stratejik yatırımlarına başlamışlardır. Bu süreç, şartlar değişmedikçe devam edeceğe benzemektedir. Bu yazımızda ekonomide yavaş yavaş artmakta olan yabancı payının ülkemizde vergi bilincine ve kayıtdışılığa muhtemel etkileri üzerinde duracağız.
Öncelikle yatırımcıların geldiği ülkeler incelendiğinde karşımıza G7 ülkeleri, körfez ülkeleri ve Rusya çıkmaktadır. G7 ülkeleri açısından vergi bilincinin ve kayıtdışılıkla mücadelenin yüksek standartlara eriştiğini söylemek zor değildir. Körfez sermayesinin de genellikle bu yüksek standartları benimsendiğini söylemek mümkündür.
Buradan çıkaracağımız ilk sonuç, piyasaya giren yabancıların ülkenin vergi mezvuatına uyumda özenli ve etik davranan aktörler olacağıdır. Bu öngörünün gerçekleşmesi halinde bu davranış biçiminin vergi bilincinin artması ve kayıtdışılığın azalması yönünde olumlu katkıları olacağını düşünmekteyiz.
Yaptıkları işlemler belge düzenine uygun ve muhasebe standartlarına uygun olarak kayıtlar tutan bu işletmeler bazı durumlarda diğerlerini de kayıt içine almaya zorlayacaktır. Örneğin bütün satışları belge düzenine uygun ve kayıtlı olan bir satıcıdan mal alan bir işletmenin, kayıt içinde davranmak dışında fazla bir seçeneği kalmamış olacaktır.
Yeni yabancı yatırımların ekonomi, vergi bilinci ve kayıtdışı işlemler üzerindeki bir diğer etkisi de, yavaş yavaş ölçek ekonomisine geçişin yaratacağı olumlu sonuçlar olacaktır. Kendi kişisel gözlemlerim çerçevesinde şunu söyleyebilirim ki, yeni yabancı yatırımcılar halihazırda büyük veya yüksek büyüme potansiyeli olan alanlara yapılmaktadır. Bu durum yabancı sermaye ile gelen yeni şirketlerin (bunlar yerli ortaklarla ortak girişimler de olabilir) gerek işletme bilgi ve becerileri ile gerekse kullanacağı teknoloji ve dünyadaki uygun finansman koşullarından faydalanma imkanları ile ya organik olarak çok büyümelerine, veya aynı sektördeki benzer şirketleri bünyelerine katarak ölçeklerini daha ileri boyutlara ulaştırmalarına neden olacaktır.
Bunun vergileme açısından pratik sonuçları şudur; büyük işletmeler, her türlü işlemlerini belirli bir sistem içinde kayıtlara geçirmek zorundadırlar. Aksi halde böyle bir işletmenin yönetim ve kontrolü mümkün değildir. Diğer taraftan mali idare tarafından onlarca işletmenin izlenmesi ve incelenmesi yerine bunların konsolide edilmiş hali olan bir, iki büyük şirketle ilgilenmesi daha kolay olacak, vergi hizmetlerinin kalitesinin artacağı gibi etkin denetim fonksiyonu da artacaktır.
Önümüzdeki yılların önemli tartışma konularından biri vergi bilincinin artması ve kayıtdışılığın azalması için ölçek ekonomisinin teşviki olacaktır. Bu konunun vergi teorisyenleri ile mali idareler arasında tartışılarak birleşmeler yoluyla büyümelerin, daha büyük şirketler yaratmanın, şirketleri dünya sermayesine ve rekabetine açmanın yolları aranmalıdır.