|
|
|
|
|
 |
Zeki Kurtçu (Deloitte Türkiye Vergi Hizmetleri Sorumlu Ortağı) - Aşırı Değerli YTL’nin Vergisel Sonuçları
INFOMAG, Ekim 2007
Son günlerde ekonomi gündemini meşgul eden konulardan biri de YTL ve Amerikan Doları arasındaki kurun son yıllarda en düşük seviyesinde olmasıdır. Bu arada YTL diğer para birimlerine göre de önemli ölçüde değer kazanmış görünmektedir. (Euro, İsviçre Frangı ve diğerleri).
Aslında aşırı değerli olarak yazı başlığında yaptığımız niteleme bizim uzmanlık alanımızın dışında olup, farklı bir analizi ve değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bizim burada kastettiğimiz husus bir hesap dönemi içinde, - bu üç aylık geçici vergi dönemi veya yıllık bir hesap dönemi olabilir - YTL’nin diğer para birimlerine karşı değer kazanmısı durumudur. Bu durumun şüphesiz öncelikle şirketlerin bilançolarına ve dolayısıyla şirkelerin vergilemesine etkileri vardır.
Bunlardan en tipik olanlara birkaç örnek vermek gerekirse, yabancı para cinsinden yapılan borçlanmaların, mal ve hizmet alımları ve kiralamaları örnek gösterebiliriz.
Örneğin bir geçici vergilendirme döneminde YTL / ABD Doları paritesi 1.40 iken yapılan döviz cinsinden borçlanma, aynı dönemin sonunda YTL’deki değer artışı nedeniyle 1.20 kurundan değerlenecekse, böyle bir değerleme, borçlanma tutarında 0.20’ye isabet eden fark kadar bir azalma, dönem karında ise aynı miktarda bir artışa neden olacaktır.
Bunun parasal ifadesi aşağıdaki şekilde yapılabilir. Örneğin bir vergilendirme döneminde 1.4 paritesinden alınan 1.000.000 USD borç kayıtlara 1.400.000 YTL olarak geçirilecektir. Aynı borç bir vergilendirme dönemi sonunda 1.2 paritesinden değerlendirildiğinde, borç miktarı 1.200.000 YTL olarak hesaplanacaktır. Bu hesaplama sonucu borç miktarı 200.000 YTL azalacak, dönem karı da aynı miktarda yükselmiş olacaktır. Bu tutar normal vergilenecek kazançlarla beraber duruma göre gelir veya kurumlar vergisine tabi olacaktır.
Aynı şekilde mal ithalinde malın ithal edilmesinden sonra ödeme döneminde, ödeme tarihine kadar meydana gelen kur değişmeleri nedeniyle yukarıdaki örneği benzer sonuçlar meydana gelebilecektir. Kurlardaki değişme nedeniyle ödeme miktarındaki azalış önce stok maliyetini azaltacak ilgili malların satılması sonucunda bu tutar kar-zarar hesabına gelir olarak yansımış olacaktır.
Benzer bir durum tahakkuk etmiş operasyonel veya finansal kiralama uygulamalarında da karşımıza çıkabilir. Tahakkuk ettirilerek hesaplara alınan kira ödemeleri gerçek ödeme sırasında YTL cinsinden daha az bir tutara denk geldiğinde aradaki tutar giderlerden indirilecek veya doğrudan gelir hesaplarına aktarılacaktır.
Görüldüğü gibi döviz kurlarının aşırı miktarda hareketli olduğu dönemlerde, borçlanma, ithalat, hizmet alımı veya kiralama gibi işlemlerde, faaliyete bağlı olmayan “pasif karakterli” gelirler oluşabilmektedir. Bu farklardan kaynaklanan gelirlerin vergiye tabi olduğu unutulmamalı ve gerekli planlama ve hazırlıkların buna göre yapılması gerekmektedir.
Farklı bir bakış açısı ile ihracat tutarlarının YTL olarak kayıtlara aktarılmasından sonra, aynı şekilde yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi tahsil edilecek döviz miktarlarınım YTL cinsinden ifadesi daha az olabilir, bu durumda da vergiye tabi gelir azalacaktır.
Geçmiş yıllarda sürekli olarak bunun tam tersini yaşamış bir iş dünyasının mensupları olarak bu sonuçlar genellikle gözden kaçırılmaktadır. Fark edildiğinde ise hiç alışmadığımız bir durum olduğundan oldukça tuhaf gelmektedir.
Galiba en iyisi kurlarda hiç hareket olmaması veya çok az olması. Tabi YTL gerçek değerini bulduktan sonra!.
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|