INFOMAG, Agustos 2007-08-10
Geçen iki yılda vergi kanunlarında reform niteliğinde yapılan değişiklikler hızla tamamlanmış ve mevzuatımıza dahil olmuştur. Bunlardan Kurumlar Vergisi ile ilgili olarak yapılanlar birçok Avrupa ülkesinin ilerisindedir. Gelir Vergisinin de bazı bölümleri modernize edilmiş ve Vergi Usul Kanunu’nda yapılacak değişikliklerde hazırlığın sonlarına gelinmiştir.
Şimdi sıra 1985 yılında uygulamaya başladığımız Katma Değer Vergisine gelmiştir. Katma değer vergisi 20 yılı aşkın bir süredir, Avrupa Birliği KDV sinden biraz farklı olmakla birlikte başarı ile uygulanmaktadır. Önümüzdeki dönemde vergi ile ilgili fasıllar görüşülmeye başladığında önümüze ilk çıkacak husus KDV ile ilgili uyumdur. Bu konudaki uyum ülkemize yapılan yabancı yatırımların rekor düzeylere ulaştığı bu yıllarda yatırımcıların önündeki önemli bir sorunu da ortadan kaldırmış olacaktır.
Avrupa Birliği KDV’si 27 üye ülke tarafından uygulanan ve standart bir çerçevede Avrupa Birliği yasalarıyla sınırları belirlenmiş olan bir dolaylı vergidir. Prensip olarak her ülkenin kendi kurallarını ve yasalarını belirleme hakkı vardır ancak bu hak Avrupa Birliği yasalarınca belirlenmiş zorunlu kuralları ve sınırları aşamaz. Dolayısıyla üye ülkeler sınırları belli olan bir çerçevede vergilendirmenin yöntemini ve uygulamasını belirleyebilmektedir.
Örneğin; mal teslimi AB KDV’si kanununa göre vergiye tabi bir işlemdir. Ancak mal teslimi kanunda üye ülkeler tarafından KDV’ye tabi tutması zorunlu teslimler ve zorunlu olmayan teslimler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Buna göre bir üye ülke, vergilendirmesi isteğe bağlı bir teslimi vergilerken bir diğeri vergilemeyebilir. Ancak vergilendirilmesi zorunlu olan teslimler her üye ülkede vergiye tabi tutulmak zorundadır.
Avrupa Birliği KDV’si temel vergilendirme ilkeleri açısından Türkiye KDV’si ile önemli benzerlikler göstermektedir. Ancak birlik KDV’sinin geniş bir coğrafyada yer alan 27 üye ülkeye uygulanıyor olması bazı açılardan da ciddi farklılıklar yaratmaktadır.
Türkiye KDV’si ile Avrupa Birliği KDV’si arasındaki farklılıklardan ilgi çekici bazıları aşağıdaki gibidir:
1- Topluluk içi işlemler (intra community transactions):
Bir üye ülkede vergi mükellefi bir kişinin başka bir üye ülkede yaptığı teslimler vergiye tabi işlemlerdir ancak nasıl vergileneceği ülkeden ülkeye değişir. Örneğin bir malın montaj yada kurulması işlemi hizmet malın bulunduğu ülkede verildiğinden ancak o ülkede vergilendirilir. Ancak bu vergilendirmenin nasıl yapılacağına ilgili ülke karar verir. Bu tarz teslimlerin 3 vergilendirme yöntemi vardır. Ya hizmeti veren kişi ilgili ülkede vergi mükellefi olur, ya bir vergi temsilcisi atayıp bu temsilci aracılığıyla vergilendirilir yada sorumlu sıfatıyla KDV yoluyla vergilenir.
Hangi teslimlerin topluluk içi teslimler olduğu 6. direktifte açıkça belirlenmiştir. Dolayısıyla bu hizmetler verilirken hizmeti alan ülkenin nasıl bir vergileme rejimine tabi olduğu kontrol edilerek gerekli işlemler yapılmalıdır.
2- KDV iadesi
Bir kişinin üye bir ülkede yüklendiği KDV’ler bu ülke tarafından iade edilir. Ancak kişi bu ülkede vergiye tabi bir işlemde bulunuyor ise o ülkede vergi kaydı almak ve KDV beyannamesi vermek zorundadır. Bu durumda ilgili ülkede elde ettiği kazanç dolayısıyla tahsil edeceği KDV’den ödediği KDV’leri düşecek ve farkı o ülke maliyesine ödeyecektir.
3- Finansal Hizmetler
Banka ve finans kurumları tarafından verilen hizmetler KDV’nin kapsamındadır.
4- Vergi yükümlülüğü
Bir Avrupa Birliği üyesi kişinin diğer üye ülkelere yaptığı bütün teslimler ilgili ülkelerde KDV’nin konusuna girebilir. Ancak gelir vergisi yükümlülüğü yok ise Avrupa Birliği üyesi kişinin sadece KDV için vergi numarası alması mümkündür. Bu durumda diğer birlik üyesi ülkelerde yüklenilen KDV’ler indirim konusu yapılabilir yada iade alınabilir. Ancak Türkiye’de bir üye ülke kişisinin Türkiye’de yüklendiği KDV’yi iade alabilmesi için öncelikle Türkiye’de gelir vergisi mükellefi olmakta ve ancak daha sonra yüklenilen KDV sadece indirim yoluyla iade alınabilmektedir.
5- Sorumlu sıfatıyla KDV
Sorumlu sıfatıyla KDV uygulamasında Türkiye’de vergiye tabi hizmeti satın alan vergi mükellefi bu vergiyi sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödeyip daha sonra indirim yoluyla iade almaktadır. Ancak Avrupa Birliği ülkelerinde sorumlu sıfatıyla KDV’nin sadece görüntüde bir etkisi vardır, yani ödeme ve indirim yerine, hesaben kayıt ve indirim şeklinde uygulanmaktadır. Böylelikle devreden KDV olduğu gerekçesiyle işletmeden nakit çıkışına neden olmamaktadır.
6- Vergi indirimi
Bir birlik ülkesinde yüklenilen KDV diğer ülkede hesaplanan KDV’den belirli durumlarda indirim konusu yapılabilmektedir. Ancak şu anda uyum öncesi durumda yurtdışında ödenen KDV’lerin Türk KDV’sinden indirimi mümkün değildir.
Bu hususların yanında grup şirketler bazında KDV konsolidasyonu da yeni düzenlemeler yapılırken düşünülmelidir. Bu konuda Kurumlar vergisi ile paralellik kurma zorunluluğu da yoktur. Ancak bu iki konsolidasyon orta vadede birlikte ele alınabilir.