Anasayfa Site Haritası İletişim

19 Kasım 2008 Çarşamba
DeloitteGündemPratik BilgilerSirkulerMükellef HaklarıMevzuatUluslararası VergiMuhasebe StandartlarıTakvimYayınlarTransfer Fiyatlandırması
Giriş Yap
Şifremi Unuttum
Üye Olmak İstiyorum
Üyelik Avantajları
Verginet.net e-bilgi
Deloitte Türkiye en iyi vergi şirketi
Makaleler
Bize Ulaşın
Denetimnet.net
Deloitte Technology Fast50
21 Kasım 2008
KDV Uygulamalarında Özellik Arzeden Durumlar
24 Kasım - 25 Kasım 2008
Maliyet Muhasebesi
26 Kasım - 27 Kasım 2008
Gümrük ve Dış Ticaret İşlemlerinin Yönetimi
26 Kasım - 28 Kasım 2008
Bilgi Güvenliği Kavramları
28 Kasım 2008
Kurumlar Vergisi Kanunu Uygulamaları
Video Konferanslar
Verginet.net  haberlerini kendi sitenizde yayınlamak ister misiniz?
Açılış sayfam yap
Favorilere ekle
 
Ana Sayfa > Basında Vergi > A.Bumin DOĞRUSÖZ > Vergi cezalarında af gereği - 16/06/2008...
 

Vergi cezalarında af gereği - 16/06/2008

Son olarak 2002 yılında  "Vergi Barışı" adı altında çıkartılan af kanunundan bu yana, bu kanunla birlikte vergi mevzuatımızda ve ceza sistemimizde gerekli düzenleme ve iyileştirmeler yapılmadığı için, affı doğuran sebepler olduğu gibi devam etmektedir.
 
Her ne kadar arada  "özel bir uzlaşma" yolu ile vergi yargısındaki ihtilafları kaldırma amaçlı bir Kanun kabul edildiyse de, bu Kanunda sorunu çözmemiştir. Çünkü kanun ceza yargısındaki ihtilafları dışladığı gibi, ihtilaf yaratılmamış veya sona ermiş davalardan kaynaklı kamu borçlarını da dışlamıştır. Bu dışlama, borçlu mükellefler arasında da bir eşitsizlik yaratmıştır. Bu eşitsizliği giderecek bir düzenlemenin mutlaka yapılması gerekmektedir.
 
Bu yazımızda, konunun sadece bir yönü, vergi ceza hukukunun ceza yargılaması hürriyeti bağlayıcı yaptırımı gerektiren filler dolayısıyla oluşna ceza yargılaması. Her yıl binlerce mükellef Ceza Mahkemelerinde sanık mevkiine taşınmaktadır. İşte size rakamlar:
 
 
AÇILAN DAVA VE SANIK SAYISI
Yıl
Dava
Erkek
Kadın
Toplam
Sanık
2000
7.064
9.686
615
10.301
2001
7.817
12.236
597
12.833
2002
7.506
10.106
435
10.541
2003
6.718
9.073
447
9520
2004
6.398
9.080
429
9509
2005
5.405
6.983
334
7.317
2006
4.949
6.103
299
6402
TOPLAM
45.857
 
66.423
 
 
Görüldüğü gibi 2002-2006 yıllarında 64.477 kişi, daha doğrusu mükellef veya şirketlerin kanuni temsilcisi 45.857 davada sanık mevkiine taşınmıştır. Bu istatistikte 2002'den sonra dava ve sanık sayılarındaki azalma, denetimin veya suç oranının azalmasından değil, 4811 sayılı Kanunla getirilen  "matrah artırımı" müessesesinden dolayıdır.
 
Peki, bunca kişi aleyhine açılan davalarda mahkûmiyet oranı nedir? Ona da bir bakmak gerek. Rakamlar gösteriyor ki, Vergi Usul Kanununa muhalefet suçlamasıyla açılan davalardan 20002006 yıllarında sonuçlananlarında mahkûmiyet oranı yüzde 40. İşte rakamlar:
 
MAHKEMELERİN VERDİĞİ KARARLAR
.
Mahkûmiyet
Beraat
Diğer
Toplam
2000
2. 894
2.037
1.709
6640
2001
2.719
1.473
2.729
6.921
2002
4.638
2.556
3.825
11.019
2003
3.807
1.696
6.387
11.890
2004
4.595
1.728
6456
12.779
2005
4.156
1.493
3448
9.097
2006
4.236
1.270
3.260
8.766
TOPLAM
(%)
27.045
(% 40,30)
12.253
(% 18,26)
27.814
(% 41,44)
67.112
(% 100)
 
Bu rakamlar, vergi ceza hukukunda sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Bu kadar çok dava açılmasının ve davalarda mahkûmiyet oranının yarıyı bile bulmamasının çok çeşitli nedenleri vardır. Bunların başında İdarenin yeterli inceleme yapmadan ve suçu yeterince delillendirmeden suç duyurusunda bulunması gelmektedir. İdari anlayışta girişlerinde sahte belge bulunan mükelleflerin bütün çıkışları sahte kabul edilmektedir. Örneğin yakıt giriş faturasının sahte olduğu iddiası ile hakkında rapor yazılan bir otel koda alınmakta ve bu otelde kalmak suretiyle fatura alan ve defterine işleyenler suçlu kabul edilmektedir. Oysa otel girişlerini nasıl belgelendirdiği, otelde kalanların sorunu değildir. Taraflar arası ticari ilişkiler incelenmeksizin bir tarafın diğer kişilerle ilişkisinden kaynaklanan sorunlar, bu tarafın diğer kişilerle ilişkilerine de aynen yansıtılmaktadır. 
  
Öte yandan Vergi Usul Kanununun hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiillerinin sayıldığı 359. maddesinde, sahte veya yanıltıcı belge kullananlarda bilme koşulunun aranmaması, fiil neticesinde vergi ziyaı meydana gelmiş olması koşulunun yer almaması haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bunun dışında, ceza yargısında fiilerin vergi ziyaına yol açmış olmasının aranmaması nedeniyle, idari yargı ile ceza yargısı arasındaki bağ kopmuştur. Bu bağın kopması neticesinde, fiili dolayısıyla mükelleften istenen vergi ve idari para cezası idari yargı tarafından iptal edilmesine rağmen ceza mahkemesince mahkûm edilenlerin veya tam tersi, fiili vergi suçu oluşturmadığı ceza mahkemesince kabul edilmesine rağmen kendisinden istenen vergi ve ceza idari yargıca onanan kişilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Yargı kolları arasındaki çelişkili kararların nasıl giderileceğine veya idarinin uyumu nasıl tesis edeceğine dair bir düzenlemenin Kanunda olmayışı da, başkaca adaletsizliklere yol açmaktadır. 
  
Kısacası vergi ceza hukuku, bu gün içinden çıkılması güç sorun ve adaletsizliklerle boğuşmakta ve neticede binlerce kişinin bazen haksız bazen gereksiz yere ceza mahkemelerinde yargılanmasına sebebiyet vermektedir. Açılan davalarda ise bizim gözlemimiz belirleyici olan, hukuk bilgisinden yoksun ve sadece inceleme elemanı raporunu özetleyen muhasebe kökenli bilirkişiler olmaktadır. Gerçi bu tip Raporlara dayalı Kararlar, Yargıtay tarafından bozulmaktaysa da, bu defa davanın uzaması sebebiyle dava zamanaşımına doğru gitmektedir.
  
Bu adaletsizliklerin ve sorunların giderilmesi maksadıyla, Vergi Konseyi bünyesinde yürütülmekte olan Vergi Usul Kanunu yeniden yazım çalışmaları kapsamında mukayeseli hukuku da irdeleyen çeşitli çalışmalar sürmektedir. Ancak doğal olarak, bu çalışmaların sonuçlanması ve yasalaşması zaman almaktadır. Öte yandan çalışmalar, geleceğe yöneliktir. Peki, geçmişin sorunları ne olacaktır?
   
Bu nedenle vergi ceza hukukunun yığılmış sorunlarının çözümü için, 4811 sayılı Kanun benzeri bir vergi ceza affından başka yol görünmemektedir.
  
 
 



Yasal Uyarı
Hızlı Menü : Ekle Kaldır
Yazdır Arkadaşına gönder
Copyright ©2008 Deloitte Touche Tohmatsu