Giriş
 
Yapısı ve uygulamaları itibari ile karmaşık bir konu olan transfer fiyatlandırması, evrim geçirip geliştikçe beraberinde çözüm bekleyen yeni sorunlar da getirmektedir. Transfer fiyatlandırması, gerek kapsamı gerekse fonksiyonel ve ekonomik analiz boyutu ile akademisyenler ve vergi uzmanları tarafından incelendikçe uluslararası şirketlerin faaliyetlerine büyük kolaylık ve açıklık kazandıracaktır. Bununla birlikte uygulama sürecinin başında transfer fiyatlandırmasının birçok alt başlığının detaylı incelenmeye tabi tutulması gerekmektedir.  
 
Royalti İşlemlerinde Kar Paylaşımı Metodunun Uygulanması
 
Royalti ödemelerinin transfer fiyatlandırması açısından incelenmesinde en sık kullanılan yöntemler karşılaştırılabilir fiyat yöntemi ve kar paylaşım yöntemleridir. Ayrıca, OECD ve Mali idarelerin en çok tercih ettiği yöntem karşılaştırılabilir fiyat yöntemidir. Bu yöntemde incelenen royalti ödemesine emsal teşkil edecek, karşılaştırılabilir bir royalti ödemesi saptanması gerekmektedir.
 
Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, güvenilirlik açısından daha iyi bir yöntem olduğundan dolayı OECD ve mali idareler tarafından daha çok tercih edilmesine rağmen, emsal royalti ödemesi bulmakta güçlük çekildiğinden uygulamada tatbiki sıklıkla mümkün olamamaktadır. Bu nedenle pratikte sıklıkla uygulanan yöntem kar paylaşımı yöntemidir. Belirli bir iş ilişkisi içine giren tarafların nihai amacı parasal kazançlarını maksimize etmek olduğu için, taraflar çoğu kez kar paylaşım oranları konusunda anlaşmazlığa düşmektedirler. Bu durum kar paylaşımının uygulanmasında karşılaşılan en önemli sorundur.
 
Kar paylaşımında ilk aşamada paylaşılacak karın belirlenmesi gerekiyor. Bu kar işletmelerin rutin fonksiyonlarından kaynaklanan getirileri olan toplam faaliyet karı (“operating profit”) ve işletmelerin gayri maddi varlıklarının özel fonksiyonlarından kaynaklanan (patent, marka değeri vs.) artık karın (“residual profit”) toplamıdır. Bir ana şirketin ortağı olan yabancı bir ülkedeki başka ilişkili bir şirketin elde edeceği rutin kar  emsal değer (“arm’s length principle”) dikkate alınarak hesaplanır. Eğer ilişkili şirket emsallerinden daha yüksek veya daha düşük bir kar elde etmişse, aradaki bu fark artık kar veya zarar olarak değerlendirilir ve bu miktarın hangi şirkete hangi oranlarda dağıtılacağı yapılacak fonksiyon analizi ve risk analizi ile belirlenir.
 
Bu durumu bir örnekle açıklayalım:
 
(X) ülkesinde faaliyet gösteren (A) firmasının (Y) ülkesinde faaliyet gösteren (B) ilişkili şirketi bulunmaktadır. B firması üretim yapmamakta, sadece A firmasının ürünlerinin satış ve pazarlamasını yapmakta ve bu ürünlere ilişkin teknik destek sağlamaktadır. Örneğimizde (B) firmasının yıllık satışları 20.000 YTL olsun. Bu satışlardan genel yönetim giderleri, pazarlama satış giderleri ve amortisman giderleri çıkarıldığında oluşan faaliyet karı ise 4.000 YTL’ dir. Yapılan analiz sonucunda benzer fonksiyon ve risklere sahip olan dağıtıcılara bakıldığında toplam satış hasılatı üzerinden %4 ‘lük bir oran ile emsal bedel uygulanacağı görülmüştür. Satış rakamı ile bu oranı çarptığımızda elde edilen 800 YTL emsal kar olarak dikkate alınır. Firmanın sağladığı 4.000 YTL faaliyet karından 800 YTL emsal kar çıkardığımızda oluşan 3.200 YTL artık kardır. Bu karın ana şirket ve ilişkili kurum arasında nasıl paylaşılacağına ise fonksiyon ve risk analizi yapıldıktan sonra karar verilir. İlişkili firmanın üstlendiği fonksiyonlar ve üstlendiği riskler ne kadar fazla ise artık karın da üstünde kalma olasılığı o kadar artar. Yukarıdaki örneğimizde (B) firmasının üretim yapmadığı, pazarlama ve teknik destek faaliyetlerinin dışında bir fonksiyon üstlenmediği, riske katlanmadığı ve kendine özgü bir marka veya patent yaratmadığı için artık karın büyük bölümünün ana şirkete gitmesi beklenir. Bunlara ek olarak, çelişkili ve tuhaf görünmesine rağmen, paylaşılacak artık karın mümkün olan minimum olması idealdir.[1] Bunun nedeni, rutin karın tespit edilmesinin artık kara göre daha kolay ve gerek mali idareler gerekse taraflar tarafından daha kabul edilebilir olmasından kaynaklanır. Sonuç olarak, detaylı fonksiyon ve risk analizini yapıp, rutin karın toplam kar içindeki oranını arttırmak daha idealdir. Fonksiyon ve risk analizini yapabilmek için önce temel fonksiyonlar (üretim, hizmetler, pazarlama, dağıtım ) belirlenir ve her bir fonksiyona riskler saptanır. Daha sonra elde edilen kar, saptanan riskler oranında paylaştırılır. Artık karlar  paylaştırılırken iki temel faktör dikkate de alınır. Bunlardan ilki gayri maddi varlıkların yapısı veya niteliği (nature of intangibles), diğeri de tarafların göreceli pazarlık güçleridir (relative bargaining power).
 
Bu kar paylaşım yöntemleri dışında tarafların ve içinde bulunulan endüstrinin yapısı ve mahiyeti göz önünde bulundurularak  diğer toplam kar bölüşüm yöntemleri de uygulanabilir.
 
Bunlardan bazıları şunlardır:
  • Taraflar sözleşmeye konu olan iş için çalıştırdıkları sermayelerle aynı oranda getiri paylaşırlar. Bu yöntemde katlanılan risklerin eşit olduğu varsayılır, eğer riskler eşit varsayılmazsa uzlaşmak için farklılıklar göz önünde bulundurularak bazı ayarlamalar yapılabilir.
     
  • Diğer bir yöntemde indirgenmiş nakit akımı (discounted cash flow) esas alınarak yapılan kar paylaşımıdır. Bu yöntemde riskler belirlenirken referans alınacak verinin güvenilir olması gerekir.
 
OECD’nin Kabul Ettiği Başlıca Kar Göstergeleri (Profit Level Indicators)
 
Kar paylaşımı yapılırken, rutin karı tespit etmede dikkate alınacak göstergeyi seçmek kritik önem arz etmektedir. Test edilecek ilişkili kuruluşun “emsallere uygun” (arm’s length) faaliyet gösterip göstermediğini tespit etmek için öncelikle kar göstergesini doğru seçmek gerekmektedir. Uygulamada 5 ana kar göstergesi vardır. Bunlar:
  1. Aktif karlılığı (Return on Assets): Faaliyet karının, işletme aktiflerine (operating assets) bölünmesi ile bulunur. İşletme aktifleri, toplam aktiflerden yatırımları ( iştirak, menkul kıymet vs) çıkararak elde edilir.
     
  2. Sermaye karlılığı (Return on Capital): Faaliyet karının, sermayeye bölünmesi ile bulunur.
     
  3. Berry rasyosu (Berry Ratio): Brüt karın, faaliyet giderlerine bölünmesi ile bulunur. 
     
  4. Net Maliyet Artı Yöntemi (Net cost plus margin): Faaliyet karının toplam giderlere bölünmesi ile hesaplanır.
     
  5. Faaliyet karlılığı (Operating profit margin): Faaliyet karının net satışlara bölünmesi ile hesaplanır.          
Yukarıda sayılan kar göstergelerinden uygun olan seçilirken, ana şirketin diğer ülkelerde faaliyet gösteren ilişkili kurumlarının faaliyet yapısı dikkate alınır. Aktif karlılığı ve sermaye karlılığı rasyoları; faaliyet, gayri maddi varlık ve maliyet yapılarına berry rasyosu, net maliyet artı oranı ve faaliyet karlılığı oranlarından daha az duyarlıdır.
 
“Yüzde 25 Kuralı”  veya “Genel Geçer Kural” (Rule of Thumb)
 
Bir lisanslama avukatı olan Robert Goldscheider’ın çoğu lisans alan kuruluşun faaliyet karları üzerinden yüzde 20’lik ve royalti ödemesi olarak da  yüzde 5’lik bir ödeme yaptıklarını görmesi sonucu  1960’lı yıllarda ortaya attığı  yüzde 25 kuralı (5 bölü 20), kaide olarak değerlendirilmemesine rağmen, lisan alan ve veren arasında genel geçer bir kural gibi uygulama alanına sahiptir.[2] Bu kuralın teorik olarak ispatı mümkün olmamasına rağmen uygulamada çok kullanılmasının sebebi lisans alan ve lisans verenin ilişkisi incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu kural mahkemeler, vergi otoriteleri ve aracılar tarafından referans olarak kabul edilmektedir.
 
Öncelikle lisans veren açısından düşündüğümüzde gayri maddi haklarını paylaşması sonucunda elde ettiği getiriler arasında, başka pazarlara lisans alanlar yolu ile hiç bir harcama yapmadan açılma ve bu sayede bir kazanç elde etme, adını ve markasını büyük coğrafyalara yayma, ihtiyaçlar çerçevesinde iş geliştirme ve pazardaki potansiyel karları toplama yer alabilir. Lisans alan açısından getirisi ise tanınan bir firmanın bir ürününü veya markasını, o kuruluşun teknik bilgisi ve uzmanlığı dahilinde kullanarak kazanç elde etmektir. Burada lisans alan kurumun, faaliyet karının büyük dilimi olan yüzde 75’lik bir pay alması tek başına yüksek bir yatırım riskine katlanmasından kaynaklanır. Goldscheider’ a göre kar paylaşımı lisans alan kurumun gayri maddi haklarını (lisans, marka, patent vs) işletirken kullandığı varlıklara ve bu varlıklar üzerinde oluşan risklere bağlıdır. Fabrika açmanın maliyetine katlanma veya bir ürünü pazarlayabilmek için yapılan reklam harcamaları lisans alanın yatırım riski olarak örnek verilebilir. Bütün bunlardan dolayı kar paylaşım oranları genellikle katlanılan riske göre değişim göstermektedir. Ayrıca kullanılan patentin çok güçlü olması bu oranı lisans veren lehine arttırmakta iken,  patentli ürünlere ikame olabilecek ürünlerin varlığı ise bu oranı lisans alan lehine değiştirecektir. Goldscheider kar paylaşımın oranlarının 10/90 veya 40/60 olduğu durumlara rastlandığını ve 25/75 kuralının uluslararası düzeyde standart olarak uygulanabilecek bir oran olmadığını belirtmiştir .[3]
 
Araştırmaya Dayalı Empirik Bulgular
 
“Farok J. Contractor” lisans veren ve alan kuruluşların aralarındaki lisans anlaşmalarındaki kar  paylaşım oranını etkileyecek kritik faktörleri belirlemek için 37 lisans veren kuruluş üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, royalti ödemelerini en çok etkileyen üç faktör ortaya koymuştur:
  • Lisans verenin lisans alana sağlamış olduğu teknik destek ve diğer hizmetlerin maliyetleri
     
  • Piyasa normları, örneğin varsa bir royalti oranı
     
  • Lisans alanın pazar büyüklüğü ve karlılığı
 Ayrıca yine Contractor, literatürde “rule of thumb” dayanak gösterilerek lisans verenin, lisans alanın faaliyet karını yüzde 25 ile yüzde 50 arasında paylaştığını belirtiyor ve bu durumu destekleyici bazı açıklamalarda bulunuyor:
  • Girişimcilik riskine genel olarak lisans alan katlanır.
     
  • Lisans alan ve veren arasındaki sözleşmenin başarısı daha çok lisans alanın ilişkilerine ve gösterdiği performansa bağlıdır.
     
  • Eğer lisans alan, karlılık oranından memnun değilse, royalti ödemelerini düşürmek için hileli yollara başvurabilir. (karını düşük gösterme gibi)
Son olarak “Farok J. Contractor” yaptığı analizde işletme riski az olan lisansör firmaların, lisans  alanın elde ettiği artık karın (residual profit) önemli bir kısmını almamaları gerektiğini belirtiliyor.
 
Sonuç
 
Ana merkezlere yapılan royalti ödemeleri Türkiye’ de geniş uygulama alanına sahiptir. 1.1.2007 tarihi itibari ile uygulamaya konulan transfer fiyatlandırması uygulamaları royalti ödemelerinin fiyatlandırılması konusunu beraberinde getirmiştir. Türk Mali İdaresi OECD kriterleri paralelinde karşılaştırılabilir fiyat yöntemini ilk yöntem olarak tercih etmektedir. Ancak önceden belirttiğimiz gibi uygulamada kar paylaşımı daha sık kullanılmaktadır. Kar paylaşımı genel olarak gayri maddi hakların kullanımından doğan karların dağıtılmasında ve birden fazla ilişkili kuruluş tarafından sağlanan entegre hizmetlerde kullanılmaktadır. Gerekli fonksiyonel ve risk analizleri yapılıp, uygun kar göstergeleri seçildiğinde Türkiye’de royalti ödemelerinin fiyatlandırılması geniş uygulama alanı bulabilecek ve bu yönüyle uzun vadede yabancı yatırımın Türkiye’ de daha güvenilir ve istikrarlı bir ortamda işlemesini sağlayacak ve ekonomik kalkınmayı hızlandıracaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kaynakça
  • Chris Adams and Richard Coombes, Global Transfer Pricing: Principles and Practice, LexisNexis 2003
  • Robert F. Reilly and Robert P. Schweihs, The Handbook of Business Valuation and Intellectual Property Analysis
     
  • Richard A. Clark, Hy Sanders and Lawrence Powell, Splitting Profit From Intangibles: Is There A Rule of Thumb? Global Transfer Pricing/October-November 1999
     
  • OECD Transfer Pricing Guidelines for Multinational Enterprises and Tax Administrations
     
  • Richard A. Clark , An Economist’s Perspective, Some Thoughts on Profit Comparison, Global Transfer Pricing/August-September 1999


[1] Chris Adams and Richard Coombes, Global Transfer Pricing: Principles and Practice, LexisNexis 2003 p.21
[2] Richard A. Clark, Hy Sanders and Lawrence Powell, “Splitting Profit From Intangibles: Is There A Rule of Thumb?” Global Transfer Pricing/October-November 1999
[3] Bknz: Dipnot 2