Serbest meslek erbapları için olumsuz gelişme. Bundan sonra hizmet verildi ise bedeli tahsil edilmemiş olsa da tahsil edilmeyen hizmet bedeli üzerinden KDV’si tahakkuk edilip ödenecektir. Serbest meslek mensupları tarafından serbest meslek faaliyetinde KDV’sinde vergiyi doğuran olay  açısından 14.04.2006 tarihine kadar ki yaklaşık 20 yıllık süreçte Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun (DVDDGK) 1996 tarihli kararı rehber olarak alınmış bu karar yönünde işlem yapılmıştı. 14.04.2006 tarih ve E:2006/19, K:2006/92 sayılı DVDDGK kararından sonra ise 1996 yılındaki karara göre uygulama yapan mükellefler 2006 tarihli Danıştay kararına uymadıkları için cezalı tarhiyata tabi tutulacak hale gelmiştir.
 
Katma Değer Vergisinde vergiyi doğuran olay ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde verilen hizmetlerin durumuna ilişkin yasa hükümlerine bakıldığında;
 
-Anayasa’nın 73’üncü maddesi birinci fıkrasına göre herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu,
 
-KDV Kanunu’nun birinci maddesinin birinci fıkrasının ve bu fıkranın 1 numaralı bendine göre ise Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,
 
-Gelir Vergisi Yasası’nın 65’inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına göre ise her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu belirtilmiş, serbest meslek faaliyetinin ise; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olduğu,
 
-Ayrıca Gelir Vergisi Yasasının 67’nci maddesinin birinci fıkrasında ise, serbest meslek kazancının bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan fark olduğu belirtilmiş, serbest meslek faaliyetinde gelirin elde edilmesi tahsil esasına bağlı olduğu gibi gider yönünden de ödeme esası kabul edildiği,  ödenmeyen giderler kazancın tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği,
 
-Diğer yandan KDVK’nun 10’uncu maddesi (a) bendinde vergiyi doğuran olaylar arasında, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi ve hizmetin yapılmasının bulunduğu,
 
hüküm altına alınmıştır.
 
Yukarıda sayılan mevzuat hükümlerine göre Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 22.11.1996 tarih ve E:1996/102, K:400 sayılı kararında “serbest meslek faaliyeti yürüten yükümlünün, bu faaliyeti nedeniyle kendisine yapılan ödemeler için serbest meslek makbuzu düzenleyerek, katma değer vergisini bu makbuzda göstermesi ve tahsilat dönemine ilişkin beyanına dahil etmesinin zorunlu olduğu” şeklinde karar verilmiş iken, gene aynı kurulun 14.4.2006 tarih ve E:2006/19, K:2006/92 sayılı kararı ise “KDV'nin hizmetin yapılması anında doğduğu, bu hususta ticari, sınai, zirai veya serbest meslek faaliyet çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler yönünden farklı bir düzenlemeye yer verilmediği, serbest meslek kazancının tespitinde, Gelir Vergisi açısından tahsilat esasının getirilmiş olmasının bu hukuki durumu değiştirmeyeceği” şeklinde oluşmuştur.
 
Yasalar aynı yasalar olmasına karşın Danıştay'ın içtihadının terse dönmesi serbest meslek çalışanlarını oldukça şaşırtmıştır.
 
Son kararla tahsilat yapamayan serbest meslek erbabı ödeme gücü olmamasına karşın vergi borcu altına girecek ve bu borçları ödeyemeyeceği için vergi dairesinin borçlusu olarak güç duruma düşeceklerdir. Görünüşe göre mevzuat değiştirilmeksizin Danıştay’ın değişen içtihadı sebebiyle serbest meslek faaliyeti de sermayeye dayanan bir faaliyet durumuna gelmiştir.
 
Buna göre, mesleğini icra etmeye yeni başlamış bir mimar plan çizdi ve müşterisine teslim etti ise  çizdiği plan için tahsilat yapmasa dahi hemen KDV’sini ödemesi gerekecek, ödeyemeyeceği için de vergi dairesi tarafından takip edilen borçlu durumuna düşecektir. Sadece KDV’yi müşterisinden istese ve alsa bile bunun için serbest meslek makbuzu düzenlemek zorunda kalacak, bu defa da almadığı paranın makbuzunu düzenleyerek bu tutarı gelir yazmak zorunda kalacak ve muhtemelen de tahsilat sıkıntısı çekecektir.
 
Anayasanın 73. maddesine göre herkesin ödeme gücüne göre vergiyi ödemekle zorunlu olduğu esası belirlenmişken ve GVK’da da buna paralel belirlemeler yapılmış ve serbest meslek kazancında gelirin tespitinde tahakkuk esası değil de tahsilat esası benimsenmişken, KDV’sinin ödenmesi açısından hizmet bedeli tahsil edilmeksizin tahakkuk esasına göre uygulama yapılması serbest meslek erbabını ödeme gücü yönünden zor durumda bırakmıştır.  
 
Ayrıca,  KDV’nin tahsilata bakılmaksızın hizmet verilirken veya hizmetin tamamlandığı dönemde beyan edilmesi durumunda GVK açısından bu dönem içinde makbuz düzenlenmesi söz konusu olmaz. Bu durumda KDV’nin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmesi şartıyla indirim konusu yapılabildiğinden müşteri de sözkonusu KDV’yi indirim konusu yapamayacaktır. Daha sonra tahsilat yapıldığı dönemde makbuz düzenlendiğinde ise bu vergi önceki dönemlere ait bir vergi olması nedeniyle (yıl atladığını varsayarsak) yine indirim konusu yapılamayacaktır. Dolayısıyla hizmet verildiği dönemde tahsilat yapılmadan beyan edilen KDV’nin alıcı tarafından indirim konusu yapılması hususu bazı hallerde sıkıntıya girebilecektir. Bu durum KDV’nin indirim mekanizmasının tekniğine ve mantığına da terstir, alıcı nihai tüketici pozisyonuna girecektir.
 
Özetle Dava Daireleri Genel Kurulu’nun son kararı serbest meslek erbapları için bir kaos ortamı yaratmıştır. Son karar serbest meslek faaliyetlerini de sermayeye dayanan faaliyet durumuna getirmiştir. Bu durum ise hiçbir yasanın öngörmediği bir sonuçtur. Buna karşın Dava Daireleri Kurulunun kararlarının da vergi mahkemelerini yönlendirici nitelikte kararlar olması nedeniyle doğacak kaosun önlenmesi, ancak KDV kanununda yapılacak bir değişiklikle mümkündür.
 
Sonuç olarak, Anayasanın vergide ödeme gücü ilkesine, yaklaşık 20 yıllık yerleşik uygulamaya ve yukarıdaki tespitlere göre son kararın hukuka uygun olmadığı kanısı oldukça yaygın olup, konu hakkındaki tartışmalar devam edecek gibi görünmektedir.
 
Serbest meslek erbabının  bu sıkıntıdan kurtarılabilmesi için genel beklenti, KDV Yasasının 10’uncu maddesinin (a) bendine parantez içinde “serbest meslek faaliyetinde bedelin tahsil edilmesi” tarzında hüküm eklenmesi şeklindedir. Bugün geldiğimiz kaosa varan noktada bu değişikliğin zorunlu bir hal aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.