Vergi kanunlarımızda safi kazancın tespitinde indirimi mümkün olan giderlerin indirimi, ispat edilmelerine bağlanmıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) üçüncü kısmının birinci bölümünde “üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” denilerek mükelleflerin gerçekleştirdikleri işlemleri ispat etme yükümlülüğü belirtilmiştir. Buna göre varlığı ispat edilemeyen giderlerin safi kazancın tespitinde indirim olarak kullanılmaması, üzerinden vergi hesaplanan kazanç tutarına bir etkisinin olmaması gerekmektedir.
 
Götürü gider uygulaması ise, VUK’nun getirdiği ispat yükümlülüğüne istisna teşkil eden bir uygulamadır. Normal şartlar altında indirim amaçlı kullanılacak bir harcamanın ispat yükümlülüğünü ve bunun için kullanılacak belgelerin düzenlenme usullerini bile belirleme yoluyla sınırlayan vergi kanunları, bu uygulama için bir istisna getirmiş, mükelleflere belirli şartların sağlanması halinde ispatı mümkün olmayan giderlerini indirme hakkı tanımıştır.
 
Götürü gider olarak adlandırılmış bulunan, ispat yükümlülüğü istisna edilmiş bu uygulama vergi kanunlarımızdaki yerini 1995 yılında, 4108 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi ile almıştır. Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) indirilecek giderler başlıklı 40. maddesinin 1 numaralı bendine parantez içi bir hüküm eklenerek, belirli faaliyetlerde bulunan mükelleflere, kanunda öngörülen koşullara uymaları halinde VUK’nun ispata yönelik hükümlerine uymayan bazı giderlerini de indirme hakkı tanınmıştır. Önceden “Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler” halinde olan bende yapılan parantez içi ekleme şu şekildedir;
 
“İhracat, yurt dışında inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık faaliyetlerinde bulunan mükellefler, bu bentte yazılı giderlere ilaveten bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hâsılatın binde beşini aşmamak şartıyla yurt dışındaki bu işlerle ilgili giderlerine karşılık olmak üzere götürü olarak hesapladıkları giderleri de indirebilirler.”
 
Getirilme gerekçesi, yurt dışında katlanılan bazı giderlerin VUK’nun emrettiği ispat yükümlülüğünü yerine getirmek için gerekli belgelerin alınamaması nedeniyle, bu yönde faaliyet gösteren mükelleflerin karşılaştıkları sıkıntıları gidermek olan götürü gider uygulaması, ilgili kanun maddesinin yanlış yorumlanması yüzünden çeşitli soruları da beraberinde getirmiş ve bunun üzerine hem yanlış anlamaları gidermek hem de uygulamanın açıklanması sebepleriyle Mali İdare 194 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde gerekli düzenleme ve açıklamaları yapmıştır.
 
194 Seri No.lu Tebliğ’de, GVK uyarınca ticari kazancın tespiti için yapılan genel giderlerin VUK’nda belirtilen şekilde ispatlanması gerektiği, ancak 40. maddenin 1. bendine yapılan ekleme ile VUK hükümlerine göre ispatlanamayan bazı giderlerin indirimine müsaade edildiği açıklanmış, ardından da hangi mükelleflerin müsaade edilen bu indirimden yararlanabileceği ve yararlanma koşulları belirtilmiştir.
 
İlgili kanun maddesinde sıralandığı ve 194 Seri No.lu Tebliğden de anlaşılacağı üzere götürü gider, uygulamasında yalnızca; ihracat, yurt dışında inşaat, onarma, montaj ve teknik hizmetler ile taşımacılık faaliyetinde bulunan, dar mükellefiyet esasında vergilendirilenler de dahil olmak üzere gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabilecektir. Ön koşul olarak ortaya konan bu belirlemeden anlaşılacağı gibi faaliyetleri bunların dışında olan mükelleflerin götürü gider uygulamasından yararlanabilmeleri mümkün değildir.
 
Uygulamadan faydalanmak isteyen mükelleflere, faaliyet sınırının yanı sıra bu faaliyetleri yerine getirirken belgelendirilemeyen harcamalara maruz kalmış olma zorunluluğu getirilmiştir. Götürü gider uygulamasının hayata geçmesinden sonra gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin sıklıkla sorguladıkları bu koşul, uygulamanın gerçekten belgelendirilemeyen harcamalara maruz kalan mükelleflerce kullanılabilmesini amaçlamaktadır ve götürü gider uygulamasının temel gerekçesini oluşturmaktadır. Yani götürü gider uygulaması ile esas amaçlanan, yurt dışında faaliyet göstermeleri sebebiyle Türk vergi mevzuatının ispata ilişkin yükümlülüklerini yerine getiremeyen mükelleflerin, faaliyetlerini yerine getirirken mecburen katlandıkları belgelendirilemeyen harcamalarını ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için katlanılan genel giderler arasına almaktır. Uygulama gerekçesi göz önüne alındığında, düzenlemenin yalnızca bu şartlarda faaliyet gösteren mükellefleri kapsayacak şekilde yapılmış olması doğaldır.
 
Götürü gider uygulamasının belgeli giderlere ek olarak yapılabileceği ve mükelleflerce uygulandığında VUK’nun ispata yönelik hükümlerine riayet ederek giderleştirilen harcamaların gider kaydedilmesine engel teşkil etmeyeceği de yine Tebliğ’de yapılan bir açıklamadır. Mükellefler götürü olarak değerlendirdikleri giderlerinin yanı sıra genel esaslar çerçevesinde belgelendirdikleri harcamalarını da gider kaydedebileceklerdir. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere, götürü gider uygulaması, mükelleflerin giderlerini kaydetmek için uygulamasını tek başına tercih edecekleri bir yöntem değil, genel esaslara göre kaydettikleri giderlerin yanı sıra yararlanabilecekleri bir uygulamadır. Mükelleflerin genel esaslara göre belgelendirdikleri harcamalarının yanı sıra, Kanunda anılan faaliyetler sebebiyle maruz kalabilecekleri belgelendirilemeyen giderleri de olabileceği kabul edilmiş ve bunları da belli şartlarla indirebilmeleri sağlanmıştır.
 
Bunun yanında Kanunda da açıkça görüleceği üzere götürü gider uygulaması ile sağlanan avantaj, ilgili faaliyetleri gösteren mükelleflere bu faaliyetlerinden döviz olarak elde edecekleri hasılatın binde beşini (% 05) gider yazabilmekle sınırlandırılmıştır. Bu dövizin kambiyo mevzuatı gereğince Türkiye’ye getirilme şartı aranılmayacak denerek mükelleflere bir kolaylık sağlanmış ancak bu şekilde katlanılacak giderlerden ancak hasılatın % 05’ine kadar olan kısmının kabul edileceği belirtilmiştir. Bir üst limit olarak konulan % 05 sınırlandırması hasılatın elde edilmesinde katlanılan giderlerin bu orandan daha fazlasının kabul edilmeyeceği, bu orana kadar belgelendirilemeyen giderlerin uygulamaya tabi tutulup, bunun üstünün yine kanunun kabul etmediği giderler sınıfında kalacağı anlamına gelmektedir.
 
194 Seri No.lu Tebliğ kapsama giren faaliyetler bazında da açıklamalar yapmıştır. Mükelleflerin hasılatlarını elde ettikleri faaliyetlerinin götürü gider uygulama kapsamına girip girmediğini tespit edebilecekleri bu açıklamalara ilişkin en tartışmalı konu, ihraç kayıtlı teslimlerin götürü gider uygulamasına konu faaliyetler kapsamında olup olmadığıdır. Tebliğ’de bir başlık olarak anlatılan ve uygulamasına ilişkin bir de örnek verilen ihraç kayıtlı teslimlerde götürü gider uygulaması, Danıştay’ın yalnızca doğrudan ihracat yapanların uygulamadan faydalanabileceğine hükmeden kararları sebebiyle üzerinden götürü gider uygulanmasından kaçınılan bir faaliyet haline gelmiştir. Aslında götürü gider uygulama amacının yurt dışında yapılan belgelendirilemeyen giderleri sebebiyle zarara uğrayan mükelleflere getirilen bir kolaylık olduğu düşünüldüğünde, Danıştay’ın ihraç kayıtlı teslimde bulunulma faaliyetlerinin kapsama dahil edilmemesi kararının doğru bir karar olduğu sonucuna ulaşılabilir.
 
Danıştay’ın uygulamaya ilişkin kararından da hareketle, mükelleflerce tereddütte bulunulan bir faaliyetin icra edilmesi halinde götürü gider uygulamasının amacının göz önüne alınması uygun bir davranış olacaktır. Yani götürü giderin, Kanunda da belirtildiği gibi mükelleflerin yurt dışındaki adı geçen işlerle ilgili giderlerine karşılık uygulanması gerektiği açıktır. Götürü gider uygulaması bir hak olarak düşünüldüğünde, bu haktan faydalanmak için öncelikle açıklanan faaliyetlerden birini gerçekleştiriyor olmak ve bu faaliyeti idame ettirebilmek için belgelendirilemeyen giderlere maruz kalmak gereklidir. Dolayısıyla, Tebliğ’de de belirtildiği üzere, götürü gider hesaplanabilmesi için harcamanın yapılmış ve işletmenin malvarlığında bir azalma meydana gelmiş olması gerekir. Koşulların sağlanması durumunda Tebliğ’in hasılata ilişkin hesaplama açıklamaları çerçevesinde götürü gider uygulaması hayata geçirilebilir.