Firmalar günümüz piyasa koşullarında rekabet edebilmek amacıyla satış kanalları içerisinde bulunan bayi, yetkili satıcı, toptancı veya perakendeci biçiminde faaliyetlerini sürdüren tüccarlara; satışlarını artırmak ve/veya belirli marka standartlarını sağlamak amacıyla alım ve kaliteye yönelik belli bazı teşvikler vermektedir. Teşvikler biçimsel olarak gerekli şartların sağlanması ile nakdi veya bedelsiz mal teslimi gibi ayni biçimlerde, bazı durumlarda da bayilerin gezilere götürülmesi gibi ödüllendirme şeklinde sağlanabilmektedir.
 
Teşviki sağlayan firma yönünden pazarlama gideri şeklindeki bu tip harcamaların kanunen kabul edilebilir nitelikte gider olup olmadığının değerlendirilmesinde tek anahtar GVK’nun 40/1’inci maddesidir. Buna göre;
 
“Safi kazancın tespitinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin indirilmesi kabul edilir.”
 
Oldukça geniş olan ve sınırları yoruma açık bulunan kanun hükmünün derlendirilmesinde olası eleştirilere maruz kalmamak için ihtiyatlı davranılması yerinde olacaktır. Buna göre, yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması ve giderin kazancın elde edilmesi veya gelir harcaması çerçevesinde yapılması gerekir. Bu ölçütlerden birincisi kazançla yapılan gider arasında doğrudan bir ilişkiyi, ikincisi ise, harcamanın keyfilik unsurunu düzenler. Yapılan giderlerin matrahtan indirilebilmesi için işle ilişkisinin açık şekilde kurulabilmesi (nedensellik bağı), yapıldığı sürede vereceği sonucun belli olması, ayrıca giderin kazancın elde edilmesi için yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla ilgili gider yapılmadığında ticari kazancın elde edilmesi kısmen dahi olsa zora giriyorsa veya kazancın elde edilmesi ve ticari faaliyetin idame ettirilmesi için ilgili giderin yapılması zorunluysa bu tür giderler GVK’nun 40/1’inci maddesi kapsamında değerlendirilebilir.
 
Kurumlar vergisi yönünden kazancın tespitinde gider olarak kabul edilip edilmemesi GVK’nun 40/1’inci maddesi ile tespit edilen giderlerin, Katma Değer Vergisi Kanunu yönünden incelenmesinde vergi indirimi ile indirilemeyecek KDV esaslarını düzenleyen 29 ve 30’uncu maddeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. İlgili maddelerin konuya ilişkin hükümleri aşağıdaki gibidir;
 
“Mükellefler, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanun'da aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak; kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilirler.
 
Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez.”
 
Genel olarak, teşviki sağlayan ana şirketin pazarlama gideri, teşvikten faydalanan bayilerin de firma sahipleri, yöneticileri veya personelinin şirketin işlemlerinden bağımsız olarak faydalanabileceğini düşünerek firma ile ilişkilendirmeme eğiliminde oldukları bu ödül ve primlerin gider kabul edilebilmesi ve hem ana şirket hem de bayiler yönünden uygulamalar aşağıdaki gibi açıklanabilir.
 
  • Belirli Ciro Hedeflerini Dolduran Bayilere Verilen Bedelsiz Mallar ve Hediyeler
 
Satışları artırmak ve bayiler arasında rekabet yaratmak amacıyla, belli bir ciroyu aşan bayilere prim veya ıskonto adı altında yapılan ödemeler ile bedelsiz verilen malların ciro primi (başarı primi) olarak değerlendirilmeleri gerekir. Dolayısıyla yapılan iş bayiinin ana firmaya karşı verdiği bir hizmet olarak nitelendirilerek bayi tarafından fatura edilmeli ve gelir kaydedilmelidir. Elde edilen primin bayie sağlanan bir menfaat olduğu tabiidir ve bayiinin hasılatına eklenerek vergilendirilmesi gerekir.
 
Ödüllendirmenin şans unsuruna bağlı olarak gerçekleşmesi veya belirli hedefler karşılığı mutlaka sağlanıyor olması, performansa bağlı elde edilecek primlerin hizmet olma niteliğini değiştirmemekte ve bayice faturaya bağlanarak gelir kaydedilmesi gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır.
 
  • Seminer Veya Tatil Niteliğindeki Bayi Toplantıları
 
Belirli sürelerle satılan malların pazar payının artırılması, çalışma performansı veya satış miktarının değerlendirilmesi, hedeflerin belirlenmesi vb. amaçlarla yapılan bayi toplantılarının ve eğitimlerinin düzenlenmesi amacıyla katlanılan giderlerin pazarlama ve satış gideri niteliğinde değerlendirilip, GVK’nun 40/1’inci maddesi kapsamında safi kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.
 
Burada bayilerin toplantı veya eğitim amacıyla bir araya getirilmesi işinin ne şekilde, hangi koşullarda gerçekleştiği; yani bayiye sağlanan bir menfaat olup olmadığı, katlanılan giderle yapılan iş arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı koşulları, katlanılan toplantı-gezi giderinin kanunen kabul edilebilir nitelikte olup olmayacağının tespitinde göz önüne alınacaktır.
 
Bu türden toplantı ve seminerler düzenlemek için bayilerin makul yerlerde bir araya getirilmesi ve bunun için toplantı süresi boyunca bayilerin konaklama, ulaşım, yemek gibi zorunlu ihtiyaçlarının karşılanma masrafları genel giderler arasında değerlendirilip kurumlar vergisine tabi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilir. Aynı şekilde bu masraflar üzerinden hesaplanan KDV de indirim konusu yapılabilecektir.
 
Bunun tersine bazı durumlarda firmaların bayileri toplantı veya seminer adı altında masrafları yüksek ve bu işlemlerle bağdaşmayacak, turistik olduğu iddia edilebilecek gezilere götürmeleri, bunun için uzun süreli ve lüks seyahat ve konaklama masraflarına katlanmaları genel gider olarak sınıflandırılamaz. Bu türden harcamaların bayie sağlanmış menfaat niteliğinde değerlendirilmesi ve bayilerin de ilgili menfaat tutarı kadar ciro primi faturası düzenlemeleri gerekmektedir.
 
Aşırıya kaçan bu giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak kaydedilemeyeceği ve bu nedenle KDV Kanunu 30’uncu madde uyarınca indirim konusu yapılmayacağının da göz önüne alınması gerekir.
26 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin (L/2). bölümünde yapılan açıklamalara göre, yıl sonlarında, belli bir dönem sonucunda ya da belli bir ciro aşıldığında satış primi, hasılat primi, ciro primi vb. adlarla yapılan ödemeler KDV’ne tabi olacaktır. Zira bu tür bir ödeme (ıskonto) doğrudan satılan malla ilgili olmayıp, firmanın yaptığı ek bir çalışmanın ya da bir çabanın sonucu olarak doğmaktadır. Dolayısıyla yapılan iş, ana firmaya karşı verilen bir hizmettir. Çünkü, ana firma ile satıcı firma arasında düzenlenen sözleşmeye göre (yazılı veya sözlü), satıcı firma sözleşmenin hükümlerine uygun olarak belli bir çabayı göstermiştir ki, (belli bir hizmeti vermiştir) ek ödemeye hak kazanmıştır. Bayilerin bu şekilde elde ettikleri primler, ticari faaliyetlerinin bir sonucu olup, ticari hasılatlarına dahil bulunmaktadır. Bu primleri sadece şahıslarıyla ilgili görerek ticari işletmelerinin kayıtlarının dışında tutmaları ve hasılatlarına dahil etmemeleri mümkün değildir. Burada, bayilerin verdikleri hizmetler KDV’ne tabi olup, KDV’nin matrahını, elde edilen prim tutarını oluşturmaktadır. Bayilerin satıcı firmaya prim tutarı üzerinden fatura düzenlemeleri ve  KDV’ni bu tutar üzerinden hesaplayarak faturada ayrıca göstermeleri gerekir. Satıcı firmalar yönünden ise bu faturada gösterilen primler pazarlama ve satış gideri, KDV ise indirilecek KDV niteliğindedir. Dolayısıyla satıcılar faturada yer alan prim tutarını gider olarak dikkate alacaklar KDV’ni indirimin konusu yapabileceklerdir.
 
Belli bir ciroyu aşan bayilerin gerek yurt içinde gerekse yurt dışına tatile gönderilmek suretiyle ödüllendirilmesi işleminde de, yurt içinde ve dışında yapılan harcama tutarı prim niteliğindedir. Bayilerin tatil ile ödüllendirilmeleri olayını şahıslarıyla ilgili olarak değil, ticari faaliyetlerinin bir sonucu olarak değerlendirmeleri ve yurt içinde ve dışında satıcı (ana) firmaların kendileri (bayileri) adına yaptıkları harcamaların (otel, yol giderleri vb.) toplam tutarını, elde ettikleri prim olarak değerlendirmeleri ve bu tutar üzerinden satıcı firmalara fatura düzenlemeleri ve KDV hesaplayarak faturada ayrıca göstermeleri gerekir. Satıcı firmaların ise bu şekilde ödedikleri prim tutarını pazarlama satış gideri olarak dikkate almaları, KDV’yi ise indirimin konusu yapmaları gerekmektedir.
 
  • Bayi – Yetkili Satıcı Personeline Sağlanan Ödüller
 
Bayi çalışanlarına verilen ödüllerin de kanaatimizce bayiinin kendisine sağlanan toplantı, seminer, gezi, tatil, vb. menfaatlerle aynı kriterlere göre değerlendirilmesi gerekir. Çünkü çalışanına verilen ödüller, ödülü alan kişinin bayi çalışanı olmasından kaynaklanmaktadır. Onunla bayi arasındaki illiyet bağı koparılarak, şahsın tek başına ödüle, prime hak kazandığı düşünülemez. Dolayısıyla bayi çalışanlarına yönelik giderlerde bayi giderleri gibi düşünülmek zorundadır.
 
Ürün satışına ilişkin bilgilendirme, eğitim, performans, hedef belirleme gibi amaçlarla yapılan ve bayilerle çalışan personele yönelik olan seminer niteliğindeki toplantılar GVK’nun 40/1’inci maddesi kapsamında indirilecek giderler arasında değerlendirilebilir ve ana şirket tarafından pazarlama-satış gideri olarak kaydedilebilir. (KDV indirim konusu yapılır.) Aşırılılık kriterinin burada da dikkate alınması önemlidir.
 
Bayi personeline belirli bir başarı karşılığında sağlanan gezi, tatil niteliğindeki (seminer, eğitim dışı) menfaatlerin ise, aynı kanun maddesi çerçevesinde prim olarak değerlendirilmesi gerekir. Buna göre ilgili personele sağlanan menfaatin bayi tarafından faturalanarak gelir kaydedilmesi ve kazancın türü itibariyle ücret olarak nitelendirilip ilgili personelin bordrosuna eklenmesi ve vergilendirilmesi en doğru yaklaşım olacaktır.
 
Aynı şekilde, yetkili satıcı personeline yaptığı satış başarısı sonucu sağlanan altın, notebook, çek gibi menfaatlerin de yetkili satıcı tarafından fatura edilerek gelir kaydedilmesi ve ilgilinin ücretine eklenerek giderleştirilmesi gerekmektedir.
 
Kanaatimizce, bayi çalışanlarının hak ettikleri bu ödüller bayi personeli olmalarından kaynaklanmakta olup, ana şirketin asıl muhatabı bayi olmalıdır. Bayi olmasa ödüle hak kazanan şahısların tek başına belirlenen performans kriterlerini başaramayacağı düşünüldüğünde, bayi çalışanına verilmiş ödül aslında bayi aracılığı ile bayi çalışanına verilmiş olarak nitelendirilmeli, bayi tarafından personeline sağlanan menfaat yani ücret olarak değerlendirilmelidir. Aynı şekilde yukarıdaki kriterler dikkate alınarak giderleştirilmelidir, ticari örf ve adete göre verilen küçük tutarlı giderler ise, bu kapsamda sayılmamalıdır.
 
Sonuç
 
Satış organizasyonunun bayi, yetkili satıcı gibi farklı tüzel kişiler üzerinden yürütüldüğü organizasyonlarda bu kişilere rekabet amacıyla sağlanan menfaatler ve bu amaçla katlanılan giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması ve KDV yönünden indirimi yapılan gider ve sağlanan menfaatin ana şirket ve bayi yönünden değerlendirilmesi ana hatlarıyla kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi kavramlarına bağlanmıştır. Bu bağlamda muhasebe işlemleri gerçekleştirilirken ve vergisel yükümlülükler yerine getirilirken katlanılan gider ve sağlanan menfaatlerin işin yürütülmesi ile ilişkisinin net olarak ortaya konulması gerekmektedir.
 
Bu çerçevede, yukarıda da ifade edildiği üzere, GVK’nun 40/1’inci maddesi kapsamında yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunduğu giderler genel gider olarak kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılırken, gider sujesi olan bayi ve/veya bayi çalışanın da doğrudan veya dolaylı yoldan elde ettiği bu gelirin de karşı tarafça vergilendirilmesi yerinde olacaktır.
 
Yararlanılan Kaynaklar:
 
1-Recep BIYIK-Aydın KIRATLI, Gelirler ve Kurumlar Vergisi Matrahlarının Tespitinde Giderler ve İndirimler, Yaklaşım Yayınları
 
2-Mehmet Altındağ, Belli Ciroları Aşan Bayilerin Tatil ile Ödüllendirilmesi ve Vergileme, Yaklaşım Dergisi Yıl 2001 Ay 7