M. Sait Gözüm | Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Ortağı

Değerli okuyucular,

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yasalaşması ile Türkiye için yeni bir dönem başlamak üzere.Ticari işletmelerin şeffaflaşmasına ve kurumsallaşmasına ağırlık veren Yeni kanun kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getirmektedir.Bu köşemizde her zaman olduğu gibi Yönetim Kurulu odasına eğildiğimiz için, bu sayımızdaki yazımızın da temeli Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilerin sorumlulukları olacak.

Evet, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun getirdiği en önemli değişiklikleri sıralarken, yönetim kurulu üyelerinin ve üst düzey yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin değişen kuralları hemen listenin başına koymalıyız. Anonim ortaklıkları tür ayrımı yapmadan kurumsal yönetim ilkesine göre biçimlendiren yeni kanun, anonim ortaklığın kurumsal yönetim yeterliliğini sağlaması için, kaçınılmaz olarak “yetkin bir yönetici profilini” esas almıştır. Kanun’un yöneticinin sorumluluğuna yönelik yeniliklerini, hem anonim ortaklıkların yeni yapısı, hem de Kanun’da yönetici profiline ilişkin olarak getirilen kurallar ışığında incelemek gerekir.

I. Değişen Anonim Ortaklık

Yeni TTK, kurumsal yönetimin dört unsurunu da kapsamlı bir biçimde hayata geçirecek düzenlemeler getirmektedir. Başta eşitlik ilkesi (YTTK.m. 357) olmak üzere şirket organlarının karar alırken pay sahiplerinin ve diğer menfaat sahiplerinin meşru çıkarlarını gözetme yükümlülüğü altında bulunmaları, adalet ilkesini temellendirmektedir. Yönetim faaliyetlerinin şeffaflaşması, anonim ortaklığın hesaplarının ve tüm ticarî kayıtlarının UFRS’ye uyumlu Türkiye Muhasebe Standartları’na uygun bir biçimde tutulması zorunluluğu (YTTK.m. 64 vd.) şeffaflık ilkesine yeni sistemde geniş bir rol tanımaktadır.

Sorumluluk, bir çok cephesiyle Kanun’da geniş düzenlemelere konu olan bir alandır. Anonim ortaklıklarda yöneticinin hukukî (YTTK.m. 202, 395, YTTK.m. 549 vd.) ve cezaî sorumluluğu (YTTK.m. 562-563) kapsamlı bir biçimde düzenlenmektedir. Sorumluluk sadece dış cephesiyle, yani yöneticilerin şirkete, ortaklara ve alacaklılara karşı sorumluluğu yönünden ele alınmamıştır. Aynı zamanda hesap verebilirlik (iç sorumluluk) adı verilen ve şirket içi yönetim mekanizmalarında her bir yönetim biriminin hiyerarşik anlamda kime karşı sorumlu olduğunu belirleyen kurallar da sorumluluk sistemini tamamlamaktadır.

Yeni TTK’nın kurumsal yönetime ağırlık vermesi, paysahipliği değerini önemli ölçüde güçlendirmektedir. Anonim ortaklığın menfaat sahiplerinin beklentileri gözetilerek kurumsal bir anlayışla ve sorumluluk ölçüsü içinde yönetilmesi ve paysahipliği haklarının güvence altına alınması, anonim ortaklığı gerçek karakteristiğine yaklaştıracaktır: Paysahipliği haklarının dikkate alındığı, paysahibinin bilgi alma hakkına kavuştuğu, şirket kaynaklarının keyfî bir biçimde kullanılmadığı sistemlerde, daha çok kişinin anonim ortaklıkta paysahibi olmaya yöneleceği, bu olgunun anonim ortaklığı yeni finansman kaynaklarına kavuşturacağı açıktır. Etkin ve işlevsel bir sorumluluk sistemi, bu hedefin vazgeçilmez bir gereğidir.

II. Anonim Ortaklığı Yönetecek

Kişilerin Belirlenmesi Anonim ortaklığın yönetim kurulu tarafından idare ve temsil edileceğini öngören TTK.m. 365, anonim ortaklığın yönetimine egemen olan temel kuralı ortaya koymaktadır. Yeni sistemde, tek bir kişi yönetim kurulunu oluşturabilecek, isteğe göre yönetim kurulunda tüzel kişi üyeye yer verilebilecektir (YTTK.m. 359). Yönetim kurulu üyelerinin en az dörtte birinin yüksek öğrenim gör (YTTK.m. 359/3). Kanun, kapalı anonim ortaklıklar için bağımsız yönetim kurulu üyeliğini zorunlu tutmamakla birlikte teşvik etmektedir. Yöneticilerin yaptıracakları sorumluluk sigortası açısından da aynı yaklaşım geçerlidir (YTTK.m. 361).

Yönetim faaliyetinin yürütülmesinde ve sorumluluk mekanizmalarının işletilmesinde temel kılavuzlar, özen ve sadakat yükümlülükleridir. Yöneticiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadır (YTTK.m. 369). Böylelikle, evrensel hukukta giderek önem kazanan “ortaklık menfaati” kavramı, yeni Kanun’da sadakat yükümlülüğünün temel ekseni olarak belirlenmiştir.

Ekonomik gerçeklik, anonim ortaklıkta yönetim örgütünün yönetim kurulundan ibaret kalmadığı, yönetim kurulunun elindeki yetkilerin bir kısmını, kurul üyesi olmayan üst düzey yöneticilere de devrettiğini ortaya koymaktadır. Mevcut TTK’da “murahhas üye ve murahhas müdür” (TTK.m. 319) ve “müdür” (TTK.m. 342) sıfatıyla adlandırılan ve üstlendikleri yetkiler itibariyle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin kurallara tabi olan üst düzey yöneticiler, yeni TTK’da da yer bulmaktadır. Ancak Yeni TTK, “yönetim yetkilerini elinde bulunduran tüm yöneticileri katı bir zincirleme sorumluluk sistemine” tabi tutan mevcut TTK’dan farklı olarak “yetki” ve “sorumluluk” arasında bir paralellik sağlamakta ve ancak kendi etki ve kontrol alanında zararı önleyebilecek önlemleri alma erkine sahip olan yöneticileri zarardan sorumlu tutmaktadır.

Yönetim yetkilerinin bu şekilde devredilmesi olasılığında, yetkiyi devredenlerin ve yetkiyi devralanların sorumluluğu değişime uğrar : Aslî sorumluluk, yetkiyi devralanlara geçer. Yetkiyi devredenler “gözetim sorumluluğunu” yüklenirler. Böylelikle zararın oluşumunda, yetkiyi devralanlar sorumludur; yetkiyi devredenler ise yetkiyi devralanların faaliyetini yeterince gözetip gözetmemekten sorumludurlar.

Bu durumda, yeni sorumluluk kurallarının uygulanabilmesi için şu sorunun yanıtlanması gerekecektir : Yetkililer ve sorumlular nasıl belirlenecektir? Bunun anahtarı, YTTK.m. 367’de “iç yönerge” olarak adlandırılan teşkilat yönergesidir.

Teşkilat yönergesi, her anonim ortaklıkta ayrı ayrı düzenlenecek olan ve şirketin yönetim örgütünün hiyerarşik yapısını, yönetim kurulu içinde ve yönetim kurulu dışında üst düzey yöneticiler arasında sorumluluğun nasıl dağıldığını belirleyen bir iç düzenlemedir. Her anonim ortaklık, kendi teşkilat yönergesini düzenleyecek; bu yönergede şirkette hangi yönetim mevkilerinin bulunduğunu, yönetim yetkilerinin esas sözleşme uyarınca nasıl devredilebileceğini, bu yönetim hiyerarşisi içinde kimin kime karşı hesap verme yükümlülüğü altında bulunduğunu açıklıkla ortaya koyacaktır.

Bu veriler ışığında, kurumsal yönetim sayesinde şeffaf bir biçimde örgütlenen ve sorumluluk ilkesi ekseninde faaliyet gösteren yönetim kurulunun ve üst düzey yöneticilerin, şirketin veya ilgililerin zarara uğraması olasılığında nasıl bir sorumluluk yaptırımına tabi olduğuna göz atmakta yarar vardır.

III. Sorumluluğun Temel İlkeleri

Yöneticilerin sorumluluğu “hukukî sorumluluk” ve “cezaî sorumluluk” olmak üzere iki başlık altında ele alınmalıdır. Yeni TTK, hukukî sorumluluk sistemlerini rasyonelleştirmekte, özellikli bazı ihlaller için ise ciddî cezaî yaptırımlar getirmektedir.

Sorumluluk davasını şirket, paysahipleri ve alacaklılar açabilir. Şirketin uğradığı zararın yine şirkete tazminini, şirket veya paysahipleri dava edebilir. Dolaylı sorumluluk davası olarak adlandırılan bu davayı alacaklı, ancak şirketin iflası halinde açabilir. Buna karşılık, paysahibi ve alacaklılar, kendi uğradıkları zararın tazminini, yani doğrudan sorumluluk davasını böyle bir koşul aranmaksızın açabilirler.

Yöneticilerin hukukî sorumluluğunu, “genel sorumluluk” ve “özel sorumluluk halleri” olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. Özel sorumluluk halleri, Kanun’da YTTK.m. 549-552 hükümlerinde sayılan ve zarar doğuran bazı işlemleri özel yaptırımlara bağlamaktadır. Bu haller dışında meydana gelen zararlar, genel sorumluluk kuralına göre çözüme kavuşturulur.

Genel Sorumluluk Mutlak bir zincirleme sorumluluğu esas alan mevcut TTK’ya nazaran Yeni TTK, farklılaştırılmış teselsül adı verilen ve zarardan gerçek anlamda sorumlu tutulması gereken kimselerin sorumluluğuna başvurulması fikrinden esinlenmektedir. Bu fikir, YTTK.m. 553/3 hükmüne damgasını vurmuştur:

“Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz”.

Özel Sorumluluk Halleri Şirketin, paysahibinin ve alacaklının zarara uğradığı durumlarda, bu zarar yöneticilerin kanuna veya esas sözleşmeye aykırı nitelik taşıyan kusurlu tasarruflarından doğuyorsa, yukarıda genel sorumluluk hali olarak tanımlanan durum gündeme gelir. Buna karşılık kanun, bazı özellikli halleri de bağımsız sorumluluk sebebi olarak saymaktadır:

- Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması (YTTK.m. 549)

- Sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi (YTTK.m. 550)

- Değer biçilmesinde yolsuzluk (YTTK.m. 551)

- Halktan para toplamak (YTTK.m. 552)

Bu hallerden herhangi biri gerçekleştiğinde, anonim ortaklığın ve duruma göre kamunun menfaatleri önemli ölçüde zedelendiğinden, Kanunkoyucu bu halleri ayrı bir yaptırıma bağlamayı tercih etmiştir. Bu sistemde, kuruluş, sermaye artırımı ve azaltılmı gibi işlemlerdeki belge ve beyanların doğru olmaması (YTTK.m. 549), gerçeğe aykırı izlenimi yaratanların kusursuz sorumluluk, onlara katılanlar ise kusurlu sorumluluk hükümleri ekseninde sorumlu tutulmasına yol açacaktır. Sermayenin tamamı taahhüt edilmemiş veya ödenmemiş iken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler de kusursuz sorumluluk esasına göre yaptırıma tabi tutulacak, onlara katılanlar kusurlu sorumluluğa tabi olacaktır.

Değer biçilmesinde yolsuzluk, şirkete konulan aynî sermayenin veya devralınacak işletmenin değerinin yüksek gösterilmesi halinde ortaya çıkan bir sorumluluk sebebi olup, kusurlu sorumluluk esasına göre değerlendirilmektedir. Son olarak, Sermaye Piyasası Kurulu’nun izni olmaksızın halktan para toplamak, yine bağımsız bir sorumluluk sebebi olarak öngörülmüştür (YTTK.m. 552).

Sorumluluk Davasının Özellikleri Hakim, bir sorumluluk davasında ilkin şirketin veya ilgilinin (paysahibinin veya alacaklının) zarara uğrayıp uğramadığını saptayacak; zararın varlığını saptadığı takdirde bu kez kimin sorumlu olduğunu belirleyecektir. Bu belirlemede çıkış noktası, şirketin esas sözleşmesi, teşkilat yönergesi, yönetim kurulu kararları ve imza sirküleridir.

Sorumlular, diğer bir anlatımla meydana gelen zararın ilişkili olduğu alanda kimlerin yetkili olduğu belirlendiğinde, hakim bu kez kimin ne kadar sorumlu olduğunu saptayacaktır. Kanun, bu konuda, birden çok sorumlunun aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre sorumlu tutulacağı kuralını getirmektedir (YTTK.m. 557/1). Her bir sorumlu, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte zincirleme olarak sorumlu olur. Hakim, davanın ve somut olayın gereklerini gözeterek sorumluların da birbirlerine hangi oranda başvuracaklarını kararında belirleyecektir(YTTK.m. 557/3).

İbranın Sorumluluğa Etkileri Yönetim kurulu üyeleri ve yetki devri yoluyla onlar gibi sorumlu olan yöneticiler, ilke olarak genel kurulun alacağı bir ibra kararıyla, şirkete karşı sorumluluktan kurtulurlar. İbra, şirketin, meydana gelen zararlardan dolayı yöneticinin sorumluluğunu dava etmeyeceği anlamına gelmektedir. YTTK.m. 558/2, ibra kararının, kapsadığı maddî olgularla sınırlı olarak, şirketin ve ibraya olumlu oy veren paysahiplerinin dava hakkını ortadan kaldırdığını, diğer paysahiplerinin dava hakkının ise 6 aylık hak düşümü süresine tabi olduğunu düzenlemektedir. İbra kararı, genel kurul kararıyla kaldırılamaz, çünkü geçerli bir biçimde bu karar alındığı anda etkilerini doğurur (YTTK.m. 558/1).

Sonuç

Mevcut Türk Ticaret Kanununda olduğu gibi, yeni TTK 'da da kusur karinesi kabul edilmiştir. Şirketin zararlarından yöneticiler sorumludur.

Yöneticiler, kusurlu olmadıklarını veya zararın kusurlu davranışlarından kaynaklanmadığını kanıtlamakla yükümlüdür (YTTK.m.553/1). Hakim sorumlu tutulacak kimselerin kusur oranlarını ayrı ayrı belirlemekle ve sorumluların kendi aralarındaki rücu ilişkilerini hükme bağlamakla yükümlü kılınmaktadır.

Yöneticilerin sorumluluğuna ilşkin rejim, uygulaması güç bazı kuralları barındırmakla birlikte, hakkaniyet esasına dayanan ve profesyonel yöneticiyi koruyan bir hukuk düzenini beraberinde getirmektedir. Hakimin sorumluluğun ayrıştırılmasındaki en önemli kılavuzu, esas sözleşme ve teşkilat yönergesidir.