Tanju Erdol | Deloitte Vergi Hizmetleri Müdürü

Kelime olarak navlun, bir yerden bir yere taşınacak eşyanın tümü; denizde mal taşıması karşılığı olarak, navlun mukavelesine veya yasaya dayanılarak verilen ücret olarak tanımlanmaktadır. “Navlun” ifadesi yerine “eşya-yük taşıma” ifadesi de kullanılabilmektedir. Ancak, hem iş hayatında yerleşmiş olduğu ve hem de kara yoluyla eşya taşımacılığından ayırt edici özelliğe sahip olduğu için uygulamada daha çok “navlun” terimi tercih edilmektedir.

NAVLUN SÖZLEŞMELERİ:

Navlun sözleşmeleri, konusu denizde eşya taşımak olan sözleşmelere verilen genel addır. İki kişi arasında bir “deniz yoluyla taşıma sözleşmesi” yapılmışsa ve bu taşımanın konusu yük ise, bu sözleşme navlun sözleşmesidir. Bir sözleşmenin navlun sözleşmesi olması için şu öğeleri içermesi gerekmektedir:

a) Taşıma deniz yoluyla yapılmalıdır.

b) Yük taşıması üstlenilmiş(taahhüt edilmiş) olmalıdır.

c) Yük, taşımayı üstlenen kişinin egemenliğine geçmemelidir.

d) Taşıma karşılığı bir navlun bedeli ödenmelidir.

Navlun sözleşmelerinde yük sahibine taşımayı taahhüt eden asıl taşıyıcı firmaya, gemi sahibi (donatan, armatör) tarafından yine taşıma işi şeklinde verilen bir hizmet söz konusudur.

Navlun sözleşmeleri “charter” ve “kırkambar” sözleşmeleri olarak ikiye ayrılır.

Charter sözleşmeleri bir tür yer tahsis sözleşmesi olup, geminin tamamının veya bir kısmının taşıtana tahsis edildiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tür sözleşmelerde önemli olan yük değil, yükü taşıyacak olan araç, yani gemidir. Yapılan navlun sözleşmesiyle, yük taşınmak üzere bir gemi tutulmuşşa, böyle bir sözleşme charter sözleşmedir. Buradaki ”gemi tutulması” ifadesinden “geminin tahsis edilmesi” anlaşılmalıdır; taşıyan, gemiyi taşıtana tahsis etmektedir. Geminin tahsis ve kullanım şekline göre charter sözleşmeleri tam charter ve kısmi charter şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Geminin tamamı tahsis edilmişse bu tür charter sözleşmesi tam charter; bir kısmı tahsis edilmişse kısmi charterden bahsedilir. Bu gün yapılan charter sözleşmelerinin çoğu tam charter sözleşmelerdir. Tam charter sözleşmelerinin de iki çeşidi vardır. Bunlar yolculuk charteri ve zaman charteridir. Yolculuk charteri, bir geminin belirli bir yükü bir limandan ötekine taşı­mak üzere tutulmasıdır; gemi birden çok yolculuk yapmak üzere de tutulabilir. Za­man üzerine charterde (time charter) ise, gemi belirli bir zaman için tutulur ve navlun bedeli zaman ölçüsü­ne göre saptanır. Bu sözleşmede gemiyi tutan, ambar ve kumanya giderlerini karşı­lar; ayrıca kaptan ve adamlarına karşı ticari alanda sınırlı bir talimat yetkisinden yararla­nır.

Kırkambar sözleşmesinde ise, navlun sözleşmesi ile bir yükün bir liman ya da iskeleden, bir başkasına deniz yoluyla taşınmasının taahhüt edilmesi söz konusudur. Uygulamada kırkambar taşımacılığına general kargo ya da karışık yük taşıması denilmektedir. Kırkambar sözleşmeleriyle tek bir gemiyle yüzlerce küçük parti mal taşımak ve çok sayıda navlun sözleşmesi yaparak daha çok kazanç sağlamak mümkün hale gelmiştir. Çoğunlukla booking note olarak adlandırılan bir kısa sözleşmeyle, taşıyanın ticaret servisi (acente veya temsilci), belli bir yükün, bir limandan bir başkasına taşınmasını üstlenir. Bu taşımada, taşıyan, yükleri geminin istediği yerine istif edebilir. Sadece güverteye koyabilmesi için taşıtanın onayı gereklidir. Günümüzde kırkambar taşımacılığı, çoğunlukla booking note hükümleri çerçevesinde yapılmaktadır. Booking note, kırkambar taşıma sözleşmesinin koşullarını yansıtmaktadır.

GEMİ KİRA SÖZLEŞMELERİ:

Gemi kira sözleşmeleri, donatanın irat elde etmek amacıyla gemilerini belirli bir süre için karşı tarafa kiraya vermesi ile ilgili olarak düzenleyecekleri sözleşmelerdir. Burada asıl taşıyıcıya karşı bir taşıma işi taahhüt edilmemekte, gemi onun tarafından kullanılmak üzere belli süreyle kiraya verilmektedir.

SONUÇ:

Yukarıda izah edildiği üzere, gemi kiralaması sözleşmeleri ile navlun sözleşmeleri, taraflara düşen yükümlülükler ve ticari sorumluluklar açısından birbirinden farklı sözleşmelerdir. Navlun sözleşmesinin deniz yoluyla yapılan yük taşımacılığını kapsadığı ve bir kira sözleşmesi olmadığı görülmektedir. Buna bağlı olarak Türk Vergi Hukuku açısından doğan vergisel sonuçlar da birbirinden farklı olabilmektedir.

Örneğin, yapılan sözleşme “gemi kiralaması” sözleşmesi ise bu işlem, KDV Kanunu’nun genel hükümleri çerçevesinde KDV’ye tabi bir işlem olmakla beraber, eğer yapılan sözleşme “navlun sözleşmesi” ise bu sözleşmeye dayanarak yapılan “gemi tahsisi” işlemi de taşıma işleminin bir parçası olarak kabul edildiğinden KDV Kanunu’nun 14. Maddesinde yer alan “uluslararası taşımacılık istisnası”ndan faydalanması ve KDV’den istisna olması söz konusudur.

Aynı şekilde, yapılan sözleşmenin navlun sözleşmesi olması halinde, Kurumlar Vergisi Kanunu açısından genel hükümlere göre ticari kazanç olarak kabul edilecek olan taşımacılık gelirlerinin dar mükellef kurumlarca elde edilmesi halinde KVK 23. Maddede belirtilen ortalama emsal oranları dikkate alınarak vergileme yapılacaktır. Oysa, yapılan sözleşme gemi kiralaması sözleşmesi olması halinde, Türkiye’den gemi kirası geliri elde eden dar mükellef kurumlar açısından 23. Madde hükümlerinden yararlanmak mümkün olmayacak, söz konusu gelir –var ise- iki ülke arasındaki çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları da dikkate alınarak Türkiye’de dar mükellef kuruma geliri sağlayanlarca sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi gerekecektir.

Sonuç olarak, uluslararası deniz taşımacılığında, yapılan taşıma veya kiralama sözleşmelerinin niteliğinin belirlenmesi, hem KDV hem de kurumlar vergisi açısından bu işlemlerin vergisel sonuçlarını etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu sözleşmeler yapılırken, işlemin gerçek mahiyetine uygun şekilde ve içerikte bir sözleşme düzenlenmesi önemlidir.