1. Giriş

Küreselleşen dünyada, bir ülkenin içinde bulunduğu uluslararası siyasal düzende varlığını koruması ve sürdürmesini sağlayan en önemli etken ekonomik güçtür. Ekonomik gücün hayata geçirilmesi ekonomik kalkınmanın tam anlamıyla gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Gelişmekte olan ekonomilerde, ekonomik kalkınmanın sağlanması üretimin artması kadar sermaye piyasasının gelişmesi ve derinleşmesine de bağlıdır.
  
01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5281 Sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunumuza eklenen geçici 67. madde ile, sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Değişen sistem ile sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde beyan esasından vazgeçilmiş ve kaynakta kesinti yöntemi benimsenmiştir. Ticari, zirai ya da serbest meslek kazancı ya da başka gelirler nedeniyle beyanname verilse dahi tevkifata tabi olan gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.
 
GVK’ nun 75. maddesi birinci fıkrasında menkul sermaye iradının tanımını yapmıştır. İlgili madde hükmüne göre; “Sahibinin ticari, zirai ve mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilebilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.”
 
Aynı maddenin (5) numaralı bendine göre her nevi tahvil (ipotek finansmanı kuruluşları ve konut finansmanı kuruluşları tarafından ihraç edilen ipoteğe dayalı menkul kıymetler hariç ipotekli sermaye piyasası araçları, varlık teminatlı menkul kıymetler dahil) ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler (Döviz cinsinden yahut dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetlerin itfası sırasında oluşan değer artışları irat sayılmaz.) menkul sermaye iradı olarak gelir vergisine tabii olacağı hüküm altına alınmıştır.
 
2. Tam Mükellef Gerçek Kişiler Açısından Vergileme:
 
5281 sayılı kanun ile GVK’ na 01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere eklenen geçici 67. madde ile, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarından 2006-2015 yılları arasında elde edilecek faiz gelirleri için beyan esasını ortadan kalkmış, banka veya aracı kurumlar ya da menkul sermaye iradını ödeyenlerce tevkifat yapılması esasına dayanan yeni bir sistem düzenlenmiştir.
  
Geçici 67. madde ile banka ve aracı kurumların üçer aylık dönemler itibariyle,
 
a) Alım satımına aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının alış ve satış bedelleri arasındaki fark,
 
b) Alımına aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının itfası halinde alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark,
 
c) Menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının tahsiline aracılık ettikleri dönemsel getirileri
 
üzerinden % 10 oranında tevkifat yapmaları gerektiği hüküm altına alınmıştır.
 
Anılan maddenin 2 numaralı fıkrasında ise; GVK’nın 75. maddesinin 5 numaralı bendinde yer alan menkul sermaye iratları üzerinden, söz konusu menkul sermaye iradını ödeyenler tarafından % 10 oranında tevkifat yapılacağı, ancak banka ve aracı kurumlara ödenen veya bunlar aracılığı ile yapılan ödemeler üzerinden ise tevkifat yapılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre banka ve aracı kurumlar tarafından ödenen GVK’nın 75. maddesinin 5 numaralı bendi kapsamındaki menkul sermaye iratları üzerinden mezkur Kanun’un geçici 67. maddesinin 1 numaralı fıkrası; Hazine, Kamu Ortaklığı İdaresi, Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresi tarafından ihraç edilen tahviller dolayısıyla ödenen faizler üzerinden ise adı geçenler tarafından anılan maddenin 2 numaralı fıkrası uyarınca tevkifat yapılacaktır. Ancak bankalar tarafından elde edilen Devlet tahvili ve Hazine bonosu faiz gelirleri üzerinden tahvil ihraç edenlerce, GVK’nın geçici 67. maddesinin 2 numaralı fıkrası uyarınca tevkifat yapılması söz konusu değildir. Diğer taraftan GVK’nın geçici 67. maddesinin 2 numaralı fıkrasında, banka ve aracı kurumlara alış bedeli tevsik edilmeksizin teslim edilmiş olan menkul kıymetlerin gelirlerinin ödenmesinde ise ödeme banka veya aracı kurumlar aracılığıyla yapılsa dahi tevkifat yapılacağı, menkul kıymetin bir banka veya aracı kurum aracılığıyla alınmış olması halinde tevkifatta, bu işlemdeki itfa bedeli ile alış bedeli arasındaki farkın esas alınacağı hüküm altına alınmıştır.[1]
  
GVK 67. maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca eğer menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçları daha önce bir banka veya aracı kurumdan alınmamış ise, tevkifatın yapılmasında alış bedeli yerine ihraç bedeli esas alınır.
  
Tevkifata tabi tutulan kazançlar için tam mükellefler yıllık beyanname, dar mükellefler ise münferit beyanname vermez. Diğer gelirler dolayısıyla verilecek beyannameye bu gelirler dahil edilmez. Ancak  ticari faaliyet kapsamında elde edilen gelirler ticari kazanç hükümleri çerçevesinde kazancın tespitinde dikkate alınacak ve tevkif suretiyle ödenmiş vergiler, GVK 94. madde kapsamında tevkif edilen vergilerin tabi olduğu hükümler çerçevesinde tevkifata tabi kazançların beyan edildiği beyannamelerde hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.[2]
  
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinde, Türkiye’ de yerleşmiş olanlar ile resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’ de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup, adı geçen daire daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlarının Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilecekleri belirtilmiştir.
  
İlgili kanunun 4. maddesinde, ikametgahı Türkiye’ de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye’ de devamlı olarak altı aydan fazla oturanların Türkiye’ de yerleşmiş sayılacakları; 6. maddesinde ise Türkiye’ de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilecekleri belirtilmiştir. Kazanç ve iradın Türkiye’ de elde edilmesi başlıklı GVK 7. maddesi (6) numaralı bendine göre, menkul sermaye iratlarında, sermayenin Türkiye’ de yatırılmış olması durumunda Türkiye’ de gelir elde etme durumunun gerçekleşeceği belirtilmiştir.
   
01.01.2006’dan sonra uygulanmak üzere, GVK’ na eklenen Geçici 67’nci madde ile, lehtarı gerçek kişi ya da kurumlar olsun, halka açık şirketlerin hisselerinin ve diğer menkul kıymetlerin bankalar ve aracı kurumlar vasıtasıyla elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar ile, GVK’nun 75/5 maddesindeki faiz ödemelerinden  %15 stopaj yapılacağı belirtilmiş, daha sonra bu oran, dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar için %0’a, tam mükellef gerçek kişiler ve kurumlar için ise  %10’a indirilmiştir. Dolayısıyla, dar mükellef gerçek kişilere ve kurumlara yapılan ödemelerde %0’lık bu tavizli stopaj oranının uygulanabilmesi için, bu kişi ve kuruluşların, dar mükellef sıfatlarını ispat edebilmeleri daha doğrusu ödemeyi yapanların sorumluluğa girmemek için bu hususun tevsikini istemeleri gerekmektedir.[3]
  
Dar mükellefin yerleşik olduğu ülke ile bir vergileme anlaşması mevcut ise, yapılacak vergileme bu anlaşma hükümleri çerçevesinde olacaktır.[4]
  
Diğer taraftan, GVK 'nun 86. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, dar mükellef gerçek kişiler tarafından elde edilen ve tamamı Türkiye'de tevkif suretiyle vergilendirilmiş olan menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmemekte, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmemektedir.
   
4.  Sonuç
 
Gelir Vergisi Kanunu’na 5281 sayılı Kanunun 30. maddesi ile eklenen geçici 67’nci madde ile menkul sermaye ve diğer sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni vergileme rejimi ile, menkul sermaye ve diğer sermaye piyasası araçlarının vergilemesinde beyan esasından vazgeçilmiş, kaynakta kesinti yöntemi benimsenmiştir. Değişen sistem ile verginin, asıl mükellefleri tarafından değil, vergi sorumluları tarafından ödenecek olması ile yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcıların, beyanname verme, ödeme yapma gibi yükümlülükleri kalmamıştır.
    
Bu vergileme sisteminde, gelir sahibinin gerçek veya tüzel kişi ya da dar veya tam mükellef olmasının, vergi muafiyeti bulunup bulunmamasının, vergiden muaf olup olmamasının veya elde edilen gelirlerin vergiden istisna olup olmamasının tevkifat uygulamasında bir önemi bulunmamaktadır.


[1] Cem Tekin, “Gerçek Kişilerce 2006 Yılında Elde Edilecek Devlet Tahvili ve Hazine Bonosu Faizlerinin Vergilendirilmesi-II”, Yaklaşım, Sayı: 157,Ocak 2006,s.119.
[2] Özlem Gözde Karabulut, “Menkul Kıymetler ve Diğer Sermaye Piyasası Araçlarından Elde Edilen Gelirlerin Vergilendirilmesinde 5281 Sayılı Kanun ile Yapılan Düzenlemeler” ,Vergi Sorunları, Sayı:199, Nisan:2005, s.148.
[3] Haluk Erdem, “Dar Mükelleflere Yapılan Ödemelerde Vergi Anlaşmalarının veya GVK’ nun Geçici 67 nci Maddesinin Sağladığı Tavizlerden Yararlanmak İçin Mukimlik Belgesinin Önemi”, Vergi Dünyası, Sayı:309,Mart 2007,s.33.
[4] Vergi Konseyi, “Para ve Sermaye Piyasalarının Vergilendirilmesi”, Finansal İş ve İşlemlerin Vergilendirilmesi Alt Çalışma Komitesi Yayını, İstanbul, 2004, s.42.