Emrah Çelik | Deloitte Türkiye Vergi Müdürü, SMMM

Lebib Yalkın Mart 2013 | Sayı 111


ABD ve Avrupa ülkelerinde özellikle üst düzey yöneticilere sağlanan menfaatlerin önemli bir unsuru olan hisse opsiyonlarının (stock options), yavaş yavaş ülkemizde de yaygınlaşmaya başladığı gözlemlenmektedir.

Mevcut vergi kanunlarında spesifik bir düzenlemeye tabi olmayan bu menfaatlerin vergilendirilmesi makalemizin konusunu oluşturmaktadır.

En yalın anlamıyla ifade etmek gerekirse hisse opsiyonu, belirli çalışanların gerekli şartları yerine getirmeleri halinde, daha önceden belirlenen düşük bir bedelle (strike price) ya da tamamen bedelsiz olarak çalıştıkları şirketlerin hisselerine sahip olabilmelerine imkân kılan bir düzenlemedir.

Bu düzenlemenin temel amacı, mevcut üst düzey yöneticileri elde tutmak, şirket dışındaki yöneticiler için bir cazibe merkezi oluşturmak ve şirketin menfaatleri ile çalışanın menfaatlerini aynı eksende buluşturmak suretiyle iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir ortam yaratmaktır.

Tipik bir hisse opsiyonu düzenlemesi üç temel safhadan oluşmaktadır;

a) Çalışana belirli şartları sağlaması halinde şirket hisselerine düşük bedelle ya da bedelsiz olarak sahip olma hakkının verilmesi (granting),

b) Şirketle çalışan arasında yapılan hisse opsiyonu sözleşmesinde belirtilen şartların yerine getirilmesi (örneğin çalışanın belirli bir süre boyunca şirkette çalışmaya devam etmesi) neticesinde hakkın elde edilmesi (vesting) ve

c) Çalışanın elde ettiği hakkı kullanmak suretiyle şirket hisselerini iktisap etmesi (exercising).

Şirketler tarafından çalışanlarına sağlanan bu menfaatlerin söz konusu safhaların hangisinde ve ne şekilde vergilendirileceği hususu, ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.

Bilindiği üzere, ücret kavramı Gelir Vergisi Kanunu'nun 61. maddesinde tanımlanmıştır.

Mezkur maddede şu ifadelere yer verilmiştir:

Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı, tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

Görüleceği gibi, kanun koyucu ücretin tanımını oldukça geniş tutmuş ve personele sağlanan hemen hemen her türlü menfaati ücret olarak addetmiştir. Bu itibarla, personele bedelsiz ya da düşük bedelle hisse vermek suretiyle sağlanan menfaatler de bu kapsamda değerlendirilecek ve çalışanın tabi olduğu şirket tarafından Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesi gereği bu kazanç üzerinden tevkifat uygulanacaktır.

Bu kazancın ücret olarak nitelendirilmesini takiben belirlenmesi gereken diğer konu da kazancın ne zaman vergilendirileceği hususudur. Buradaki üç temel olasılık, vergilendirmenin hakkın verildiği, elde edildiği ya da kullanıldığı anda yapılmasıdır. Belirttiğimiz gibi bu noktada farklı ülkelerde farklı uygulamalar gündeme gelmektedir. Mali idarenin yaklaşımı ise, vergilendirmenin hisselerin çalışanın ekonomik ve hukuki tasarrufuna geçtiği anda yani başka bir deyişle, elde edilen hakkın fiilen kullanıldığı anda yapılmasını gerektirmektedir.

Nitekim, Gelir İdaresi Başkanlığı 23 Şubat 2012 tarihli muktezasında şu ifadelere yer vermiştir:

Yurt dışındaki grup firması tarafından belli şartları haiz personele belli koşulları yerine getirmiş olmaları şartıyla "Hisse Edindirme Planı" kapsamında bedelsiz hisse senedi verileceğine ilişkin taahhütte bulunulmasıyla ve şartların gerçekleşmiş olması halinde hisse senetlerinin bedelsiz verilmesi nedeniyle Şirketinizce sağlanan menfaatin, çalışanın hukuki ve ekonomik tasarrufuna geçtiği dönem ücret geliri olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup, söz konusu personelin şirketinizde çalışmaları ve belli koşullar karşılığı sağlanan söz konusu menfaatin şirketiniz tarafından vergi tevkifatına tabi tutulup muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

Çalışana sağlanan menfaatin tutarının belirlenmesinde ise, Gelir Vergisi Kanunu'nun 63. maddesi gereğince söz konusu hisselerin çalışan tarafından iktisap edildiği andaki piyasa değeri ile çalışana maliyeti arasındaki fark net ücret ödemesi olarak dikkate alınacaktır.

Örneğin, A Şirketi ile şirket CEO'su arasında 01.01.2009 tarihinde bir hisse opsiyonu düzenlemesi yapıldığını düşünelim.

Düzenlemeye göre, CEO 3 sene boyunca aralıksız olarak A Şirketi'nde çalışması halinde, şirket sermayesinin % 5'ini temsil eden 100 Bin TL nominal bedelli hisselere bedelsiz olarak sahip olacaktır. CEO, elde ettiği bu hakkı 5 sene içerisinde kullanmazsa, hak ortadan kalkacaktır.

CEO'nun 3 senelik çalışma şartını sağladığını ve 01.01.2012 itibariyle bu hakkı elde ettiğini fakat ilk etapta hakkı kullanmadığını varsayalım. Buna göre, ne hakkın verildiği 01.01.2009 tarihinde ne de hakkın elde edildiği 01.01.2012 tarihinde vergiyi doğuran olay gerçekleşmemiş olacaktır.

CEO'nun bu hakkı 30.06.2012'de kullandığını ve söz konusu hisseleri bedelsiz olarak iktisap ettiğini düşünürsek, bu aşamada hisseler çalışanın ekonomik ve hukuki tasarrufuna geçeceği için vergilendirmenin de gene bu aşamada yapılması gerekecektir.

30.06.2012 tarihi itibariyle A Şirketi'nin piyasa değerinin 100 milyon TL olduğunu varsayarsak, çalışana sağlanan menfaat olan 5 milyon TL net ücret olarak değerlendirilecek ve brütlendirilerek vergiye tabi tutulacaktır. CEO'nun o tarih itibariyle A Şirketi'nde çalışmıyor olması da bu durumu etkilemeyecektir. Zira söz konusu menfaat CEO'nun 3 sene boyunca A Şirketi'nin bir çalışanı olarak sunduğu hizmetler karşılığında elde edilmiştir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, meri Gelir Vergisi Kanunu'nda hisse opsiyonları ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Fakat şu an itibariyle taslak halinde bulunan Yeni Gelir Vergisi Kanunu'nda konuya ilişkin spesifik düzenlemelere yer verilmesi ve yukarıda belirtilen görüşlerin kanun maddesi olarak yer alması beklenmektedir.

Türkiye'de mukim bir şirket tarafından yabancı bir çalışana bu tip menfaatler sağlanması durumunda, çalışanın mukimi bulunduğu ülke ile Türkiye arasında bir Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması (ÇVÖA) bulunuyorsa, vergilendirme işlemi ilgili anlaşma hükümlerine göre yapılacaktır. ÇVÖA'nın mevcut olmadığı durumlarda ise yukarıda yer verilen yerel mevzuat geçerli olacaktır.

Vergilendirmenin ÇVÖA kapsamında yapılacağı durumlarda, OECD'nin yaklaşımı önem kazanmaktadır. OECD'nin konuya yaklaşımı yukarıda belirttiğimiz hususlara paralellik arz etmektedir. Buna göre, çalışanın elde ettiği hakkı kullanarak çalıştığı şirketin hisselerini iktisap etmek suretiyle sağladığı menfaat ücret, bu şekilde elde edilen hisselerin ileriki bir tarihte elden çıkarılmasından doğacak kazanç ise değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir.

Ücret gelirlerinin vergilendirilmesi, OECD Model Vergi Anlaşması'nın 15. maddesinde ele alınmıştır. Bu madde uyarınca, bir akit devlet mukiminin, diğer akit devlette bir işverene tabi olarak sürdürdüğü faaliyetlerden elde ettiği gelir, aynı maddede zikredilen üç şarttan en az birinin ihlal edilmesi halinde, söz konusu kişinin fiilen çalıştığı devlette (yani kaynak devlette) vergilendirilebilecektir.

Personele hisse edindirme yoluyla sağlanan menfaatlerin vergilendirilmesi, ÇVÖA uygulamaları açısından karmaşık bir konu olagelmiştir. Bunun en temel nedeni, çalışanın hisse edinme hakkını kullanma zamanı (yani vergilendirme işleminin yapılacağı zaman) ile bu hakkı kazanmasını sağlayan hizmetlerin ifa edilme zamanının farklı olmasıdır. Bunun içindir ki, OECD Model Vergi Anlaşması Yorum Kitabında, çalışanlara verilen hisse opsiyonlarına özel bir bölüm ayrılmıştır.

Örneğin Hollanda mukimi bir şirkette görev yapan gene Hollanda mukimi bir gerçek kişinin 2007-2010 yılları arasında, şirketin Türkiye iştirakinde CEO olarak görev yaptığını, bunun sonucunda 2010 yılı sonunda hisse iktisap hakkını kazandığını, daha sonra 2011 yılı içerisinde Türkiye'deki görevinden ayrılarak yeniden Hollanda'daki ana şirkette çalışmaya başladığını ve 1 Ocak 2013 tarihinde de hisse iktisap hakkını kullanarak Türkiye'de mukim şirketin hisselerini, Hollanda'daki ana şirketten bedelsiz olarak tasarrufuna aldığını varsayalım.

Hollanda mukimi gerçek kişinin bu şekilde elde ettiği kazancın hangi ülke tarafından ne şekilde vergilendirileceğini belirlemek pratikte çok da kolay olmayabilmektedir.

OECD Model Vergi Anlaşmalarındaki genel yaklaşım, yukarıdaki gibi durumlarda vergilendirme hakkının kaynak ülkeye, yani hisse edinim hakkını kazandıran hizmetin ifa edildiği ülkeye verilmesi yönündedir. Kaynak ülke tarafından vergilendirmenin ne şekilde yapılacağı ise iç mevzuat hükümlerine göre belirlenecektir. Bu itibarla, kaynak ülke hisse edinme hakkının verildiği, elde edildiği ya da kullanıldığı anda vergi uygulamakta serbest olacaktır. OECD Model Vergi Anlaşmalarının 15. maddesi, işverene tabi hizmetlerin ifa edildiği ülkeye (yani kaynak ülkeye) ücret gelirlerini vergilendirme hakkını verdiğine göre, hisse edinim hakkı ile kaynak ülkede ifa edilen hizmetler arasındaki bağın kuvveti, bu hakkın kullanılması suretiyle elde edilen menfaatlerin nasıl vergilendirileceğinin belirlenmesinde hayati önem arz etmektedir.

OECD, bu belirlemenin yapılmasında kullanılmak üzere bazı ilkeler sıralamıştır.

Bu ilkelerden ilkine göre, hisse opsiyonları, hisse edinim hakkının elde edilmesi için gereken mecburi hizmet süresi sonrasındaki hizmetlerle ilişkilendirilmemelidir. Örneğin, hisse edinim hakkının elde edilmesi için 2 sene boyunca işverene hizmet ifa edilmesi gereken bir durumda, söz konusu hisse opsiyonundan sağlanan menfaat genel ilke olarak 2 senenin dolmasından sonraki hizmetlerle ilişkilendirilmeyecektir. Ne var ki, bu genel ilkenin uygulanmayacağı durumlar da olabilecektir. Örneğin bazı durumlarda işe yeni giren bir çalışana, terfi olarak yeni sorumluluklar üstlenen bir çalışana ya da görev yeri değiştirilen bir çalışana, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın hisse edinim hakkı verilebilmektedir. Bu durumda, bu hakkın tamamen gelecekte yapılacak hizmetlere istinaden verildiği aşikar olduğu için, yukarıda belirtilen genel ilke uygulanmayacaktır.

İkinci ilke gereğinceyse, hisse opsiyonlarının çalışanın geçmişteki başarılı performansı göze alınarak benzer performansı ileride de sürdürmesini teşvik etmek amacıyla verildiği durumlarda, hisse opsiyonları hisse edinim hakkının verildiği andan önceki dönemlerde ifa edilmiş olan hizmetlerle ilişkilendirilmelidir.

Bu tip menfaatlerin geçmişte ifa edilmiş hizmetlerle ilişkilendirilebileceği bir diğer durum da, işveren tarafından personele belirli aralıklarla mutat olarak hisse edinim hakkı verildiği durumlardır.

Hisse opsiyonlarının hem geçmişte ifa edilen hem de gelecekte ifa edilecek hizmetlerle ilişkilendirilebileceği durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu gibi tereddüt yaratan durumlarda OECD'nin genel yaklaşımı, hisse opsiyonlarının genel itibariyle gelecekteki performansı teşvik etmeye ve başarılı yöneticileri elde tutmaya yönelik düzenlemeler olduğunun göz önünde bulundurulması yönündedir. Bu yüzden, temelde gelecekte ifa edilecek hizmetlerle ilişkilendirilmelidir. Fakat kesin bir yargıya varmadan önce her vakanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında, hisse opsiyonunun birden fazla ülkede ifa edilen hizmetlerle ilişkili olduğunun tespit edilmesi halinde, bu yolla sağlanan menfaatin ne kadarının hangi ülkedeki hizmetle ilgili olduğunun belirlenmesi gerekecektir. OECD'nin bu noktada sunduğu öneri, bu belirlemenin her bir ülkede hisse edindirme planı kapsamında harcanmış olan günler üzerinden yapılmasıdır. Bu konuda uygulanacak diğer bir alternatif ise, hisse edindirme planı kapsamında sağlanan menfaatlerin vergilendirilmesinde, söz konusu ülkeler arasında ikili anlaşma usulüne gidilmesidir.

Sonuç olarak, ABD ve Avrupa ülkelerinde üst düzey yöneticilere sağlanan menfaatlerin önemli bir unsuru olan hisse opsiyonu uygulaması ülkemizde de giderek yaygınlaşmaktadır.

Vergi mevzuatımıza göre, bu tip menfaatler ücret olarak değerlendirilecek ve çalışanın hukuki ve ekonomik tasarrufuna girdiği anda (yani hisse edinme hakkının fiilen kullanıldığı anda) vergiye tabi tutulacaktır.

Hisse edinme hakkı yoluyla sağlanan menfaatlerin birden fazla ülkeyi ilgilendirdiği durumlarda ise ÇVÖA hükümlerinin dikkate alınması gerekecektir. OECD Model Vergi Anlaşmaları da bu yolla sağlanan menfaatleri ücret olarak değerlendirmektedir. Ücretlerin vergilendirilmesinde ise, işverene tabi hizmetlerin hangi ülkede ifa edildiği önem kazanmaktadır. ÇVÖA kapsamında hangi ülkenin vergileme hakkına sahip olacağının yukarıda yer verdiğimiz hususlar dikkate alınarak belirlenmesi ve her vakanın kendine özgü koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

1-Gelir Vergisi Kanunu

2-İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 23.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 61-724 sayılı muktezası

3-OECD Model Vergi Anlaşması

4-OECD Model Vergi Anlaşması Yorum Kitabı